14 Şubat Sevgililer Günü

 
Dr. Mehmet YARDIMCI

Kapitalist sistem sonucunda oluşan tüketim çılgınlığı yarattığı ve insanları belirli

kalıplar içinde hareket etmeye zorladığı özel günlerden biri de “14 Şubat Sevgililer Günü”dür.

14 Şubat Sevgililer Gününün hikayesi III. yüzyıla dayanmaktadır. Roma’yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir hükümdar olan Roma İmparatoru 2.Claudius, Romalı erkeklerin aşklarını ve ailelerini bırakıp savaşa gitmemeleri nedeniyle ordusunda yeteri kadar savaşacak asker bulamayınca Roma’daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırır.

Aziz Valentina’da Cladudius’un hükümdarlığı zamanında Roma’da yaşayan bir papazdır. Claudias’un yasağına rağmen sevgililerin haline acıdığından gizlice çiftleri evlendirmeye devam eder. İmparator Aziz Valentine, insanları evlendirmeye devam ettiğini öğrenince tutuklatır ve 14 Şubat 270’te idam ettirir.

İdam edilmeden önce yattığı hapishanedeki gardiyanın kızına aşk mektupları yazan Valentine, idam edilene kadar bu kıza aşkını ilan etmiş. "Aşkın azizi" olan bu rahibin notları, bugünkü Sevgililer Günü mesajlarının atası olmuştur. Romalılar tarafından İngiltere’ye taşınan "Sevgililer Günü ritüeli”, daha sonraları dünyanın dört tarafına yayılmıştır.

Yüzyıllardır dünyanın dört bir yanında bir ritüel olarak kutlanan sevgililer günü, asırlar önce kendisini sevgi için feda eden  Valentine adına kutlanmaktadır.

14 Şubat tarihinin bir doğa kuralı olarak bilinen kuşların çiftleşme günü ile örtüşmesi de  günün bu özelliğinden dolayı sevgililerin birbirlerine güzel sözler yazan notlar vermesine ve bu notlarda birbirlerine Valentine diye hitap etmelerine vesile olmuştur.

Sevgililer günü, 14 Şubat, 1800'de Amerika'lı Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana, çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay olmuştur.

Bu günde sevgililere aşkın timsali olarak yorumlanan kırmızı gül verilmesi bütün dünyada gelenek haline dönüşmüştür. Sevgililer Gününü çiftler genellikle başbaşa geçirirler.  Amaç, sevdiği kişiyi mutlu etmektir.

Kitle iletişim araçları tarafından insanlar üzerinde kurulan bir nevi manevi baskı nedeniyle bu özel günlerde, onların yapmaları gereken bazı davranışların bulunduğu durmadan hatırlatılmaktadır. Zamanla bu davranışlar mecburiyete dönüşmüştür. Sosyal yaratıklar olan insanlar da çevrelerinde olup bitenlere bakarak mutluluğun formülünün bu olduğuna inanarak söylenileni yapan robot canlılara dönüşmektedir desek yanlış birşey yapmış olmayız kanısındayım.

 14 Şubat Sevgililer Günü de bu dayatılmış alışkanlıklardan birisidir. Kapitalist çevreden etkilenen, gördüklerini yapan ama düşünmeyen insanlar, kitle iletişim araçlarının çerçevesini ve içeriğini belirlediği yapay ortamda hareket ederek mutluluğu arar duruma gelmişlerdir. Bu önemli günde her iki cinsin birbirlerine hediye almak zorunluluğunu hissetmeleri kitle kültürünün oluşturduğu etkiden kaynaklanmaktadır.

Sevgililer gününde hediye kadar yaratılan ortam da önem taşır. Sevgililer Günü çok sayıda evlenme teklifinin de gerçekleştiği bir gündür.

Aşk, insanlık tarihinin en eski ve derin duygularından biridir. Şairler, bu duyguyu anlamlandırmak ve anlatmak için yüzyıllardır şiirleri kullanmıştır. Sevdayı en incelikli haliyle anlatan aşk şiirleri yüzyıllardır aşkın evrenselliğini ve her dilde farklı anlatımlarla vücut bulan halini bizlere gösterir Dünya edebiyatı, aşkın farklı yönlerini işleyen sayısız unutulmaz şiirlerle doludur. Bunlardan bazıları:

 

Benim gözlerim çizdi senin güzelliğini;

Seninkiler gönlüme pencereler açarak

Güneşi soktu

Coşsun, gözlesin diye seni  (William Shakespeare)

 

Annabel Lee

Seneler, seneler evveldi;

Bir deniz ülkesinde

Yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz

İsmi Annabel Lee;

Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten

Sevmekden başka beni.  (Edgar Allan Poe)

Dünya edebiyatında olduğu gibi Türk Edebiyatında da aşk ve sevgi,  en çok işlenen konudur. Divan edebiyatında gazellerin ve mesnevilerin başlıca konusu aşktır. Fuzulî, Nedim ve Şeyh Galip aşkı en üst düzeyde dile getirenlerdendir. Fuzulî’nin:

Yârab belâ-yı aşk ile kıl âşnâ beni

Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni

deyişi,  Nedim’in:

Bir söz dedi cânan ki kerâmet var içinde

Dün giceye dair bir işaret var içinde

deyişi  ile  Şeyh Galib’in:

Yârin bize bir selâmı yok mu

dizesi bunlardandır.

Hiçbir düşünür Yunus gibi aşkı varlığın özü olarak düşünmemiştir. Yunus’a göre dünyada sevgisiz  kimse yoktur. Ondaki aşk  genellikle Tanrı aşkıdır. 

Aşk,  âşık edebiyatının temelini oluşturan konudur.

Aşkın iğnesi ile dikilen dikiş

Kıyamete kadar sökülmez imiş

diyen Seyranî’ye göre insanlar arasında en güvenilir bağlılık aşk ile kurulabilir.

Aşk insanı Mecnun gibi çöllere sarar,  Ferhat gibi dağları deldirir. Geçmişte yaşanmış efsanevi aşklar halk edebiyatında halk hikâyelerinin ana konularını oluşturmuştur.

Arzu ile Kamber,  Emrah ile Selvihan,  Kerem ile Aslı,  Yusuf ile Züleyha  ve  Tahir ile Zühre   bunlardan birkaçıdır.

Kerem ile Aslı Hikâyesinde Kerem aşkının gücünü:

Hey ağalar nicedeyim

Ben dönerim gönül dönmez

ifadesiyle dillendirirken, aşkı uğruna din değiştirmeyi bile göze alan Aslı da:

İşte kırdım putum ile haçımı

Aman Kerem, beni rüsvâ eyleme

biçiminde seslenmiştir.

Âşık denilen halk şairleri sevgililerinin güzelliğini ve onlara karşı duyduğu hisleri çok içli koşmalarla betimlemişlerdir. Bunların başında:

Güzel sevmek günah değil

Dört kitapta yerin gördüm      

diyen Karacaoğlan gelir.  Karacaoğlan’ın şiirlerinde işlenen temel konu sevgidir. 

Ben güzele güzel demem

Güzel benim olmayınca

biçiminde söyleyişleri olan Karacaoğlan’da sevgi somut bir görünümdedir. 

Âşık Veysel ise aşkı bir deyişinde:

Güzelliğin on par'etmez / Bu bendeki aşk olmasa

Eğlenecek yer bulaman / Gönüldeki köşk olmasa

diyerek aşkın yüceliğini kendi tavrı içinde ustaca tele dökmüştür. Günümüz şairleri aşkı en güzel imgelerle dantel gibi işleyip dizelerine aktarmıştır.

Ben senin hasretinle

Yanar dururum ömrüm boyunca

diyen Cahit Külebi, aşkı ve kadını hiç bayağılaştırmadan temiz ve asil duygularla dile getirenlerin başında gelir.  Bir şiirinde:

Karadutum, çatal karam, çingenem

Nar tanem, nur tanem, bir tanem

diyen Bedri Rahmi, Bir şiirinde:

 Kim o deme boşuna / Benim ben

Öyle bir  ben ki  gelen kapına

Baştan başa sen

diyen Özdemir Asaf. Bir şiirinde:

Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum

diyen Atilla İlhan. Bir şiirinde:

Seviyorum seni

Ekmeği tuza banıp yer gibi

                        Geceleyin ateşler içinde uyanarak

Ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi

diyen Nazım Hikmet. Bir şiirinde:

Babanız yine âşık çocuklar

Duyurmayın ananıza utanırım

diyen Tahir Kutsi Makal gibi şairler sevgi konusunu çeşitli yönlerden ele alıp ustaca işlemişlerdir.  Bizim de aşkı işleyen pek çok şiirimiz bulunmaktadır. Bunlardan birinde:

Gönül dünyamın kitabı hey

Sevdalım / Çilem

Senden gelir / Sana gider yüreğimde

Duygu adına ne öğrenmişsem

 

Türkülerimin yanık sesi hey

Sabrım

Aydınlığım

Yüreklere düşen cemresi dünyamın

Doğruluğu yol bilen

Can yoldaşım benim

.....    (MehmetYardımcı)

dizelerimle konuyu bağlar,  sevgililer gününüzü yürekten kutlarım.