- 0 356 317 97 66
Yıllar evvel yollarımızın Buca Eğitim
Fakültesinde kesiştiği sevgili Hocam Mehmet Yardımcı, 60 yıllık sanat hayatına,
pek çok değerli ve nitelikli eser sığdırmış, evvela şair, ardından araştırmacı,
yazar ve kıymetli bir akademisyen olarak ömrünü edebiyata adamıştır.
Eserlerinin hem yapısal açıdan hem de sanatsal değer bakımından
değerlendirilmesini özellikle okura ve araştırmacılara bırakmış; Halk Edebiyatı
alanındaki bilimsel çalışmalarının topluma faydalı olmasına önem verirken,
şiiri söz konusu olduğunda daha mütevazı davranmış; şiirin okuyucuda bıraktığı
etkiyle anlaşılmasını, anılmasını istemiştir.
Jean- Paul Sartre dil için “Kabuğumuz ve
duygularımızdır o bizim, bizi başkalarına karşı korur ve onları bize tanıtır,
duygularımızın uzantısıdır. Dil içinde tıpkı bedenimizdeki gibiyizdir; tıpkı
ayaklarımızı ve ellerimizi hissedişimiz gibi onu da başka erekler uğruna
aşarken hissederiz” der. Aslında bu
tarif şiir için de doğrudur.
Gerçekten dil de şiir de gönül telimizi
titretir, başkalarıyla en samimi şekilde iletişim kurmamızı sağladığı gibi
başkalarına karşı da korunmanızı sağlarlar bir kalkan gibi. O dille ve şiirle
sevginin türlüsünü, vefanın türlüsünü, güzelliğin türlüsünü yansıtırsanız hele
değmeyin gönlün keyfine…
İşte 60 yılı aşmış şiir serüveninde Mehmet
Yardımcı hocanın şiiri de dili de “Gönül Hattı”nızı yarıp geçmiş,
samimiyetiyle, empati yeteneğiyle ruhu kanatlandırmıştır.
“Şiir gönül sesidir
Umut penceresinde
Düş görülen dille yazılır
Acının, sevincin,
öfkenin nefesidir
İçini ısıtan ışıktır”
derken
şiirin gücünün, gözyaşlarından fırtınalar koparacak kadar çok olduğuna işaret
eder.
Yardımcı şiiri, dostluğa uzatılan zeytin
dalı, söze şairce dokunuş” olarak görür. Ancak şiire ruh verenin de “okuyucu”
olduğuna inanır.
“Yazandan çok
Ruh verir dizelere okuyan” diyerek.
Mehmet Yardımcı ile 1997 yazında DEÜ Buca
Eğitim Fakültesinde “Kemal Tahir’in Romanlarında Tarih ve Toplum” konulu bir
master tezi hazırladığım sırada, master hocam Hüseyin Tuncer’in ofisinde
tanışmıştık. Öğrendim ki fakültemize Halk Edebiyatı Yardımcı Doçenti olarak
gelmiş. Yazdıklarımı hocama gösterip onun eleştirilerini dinlerken Yardımcı’nın
gözlerindeki ve sesindeki babacan edayı hiç unutamam. Hocama dedi ki:
“Yahu zaten üç kişinin yapabileceği ağır bir
tez vermişsin kıza, bunaltmasana”. O an arkamda âdeta koca bir dağ gibi
yükseldi Yardımcı Hocanın sesi ve ondan nasıl bir güç
Sonraki
zaman dilimlerinde en az bir Halk Edebiyatı asistanı kadar örnek aldım onu ve
azimli, özverili çalışmalarını. Derken şiirler yazdığını, şiir kitapları
olduğunu öğrendim hatta hediye etti bana. Yunuslama adlı kitabını imzalarken,
gelecekte nasıl bir öğretim üyesi olacağıma dair gözlemlerini de yazarak beni
gururlandırmıştı. Ben de Yunuslama kitabındaki şiirlerle alakalı, “Yunuslama
Yahut Gecikmiş Bir Hatırlayış” başlıklı bir yazı kaleme aldım. Yazının başında
bir fıkra vardı, bu fıkrayı o zaman 40. Sanat yılını idrak eden ama bizim bu
durumu fark etmeyişimize atfederek koymuştum yazının başına. Sanırım fıkra
öyleydi:
Temel, Amerika’dan Trabzon’a gelen bir konuğa
çevreyi gezdirir. Amerikalı konuk çevreyle tanışırken bir yandan da Türkçe
birkaç sözcük öğrenmeye çalışır. Bir ağacın yanından geçerken Amerikalı,
Temel’e sorar:
-Biz İngilizce’de buna “tree” deriz. Ya siz
ne dersiniz?
-Haçan Biz bir şey demeyuz, yanından geçer
gideruz...” der Temel.
Yazıya şöyle devam etmiştim:
“Mayıs 2002’de 40. Sanat yılını kutladı
Mehmet Yardımcı... Tıpkı Temel fıkrasındaki gibi hiçbir şey demeden “yanından
geçtik” şiirinin. Yanından geçtiğimiz, şöyle bir nazar atıp kıymetini
bilmediğimiz onca değer gibi...” Evet
gerçekten de öyleydi, Mehmet Yardımcı’nın şiiri, özünde memleket olan, Anadolu
olan, Zile kokan, Kurtuluş Savaşı, burcu burcu sevgi kokan, erdemi, dostluğu,
iyiliği, kaynaşmayı, birliği, kültürün tüm renklerini, halkın emeğini kutsayan,
kilim gibi ilmek ilmek yurt sevgisini dokuyan bir şiirdi ve kıymeti yazık ki
pek bilinememişti. Öğretmenlikten dişiyle tırnağıyla geldiğini, azmiyle Halk
Edebiyatı sahasında yüksek lisans ve hele kırkından sonra da doktora yaptığını
öğrenince bir “pes” çıkmıştı ağzımdan.
Sonraki yıllarda da Yardımcı’nın şiirlerine
nazar atmayı sürdürdüm ve gerek temaları bakımından gerekse Cahit Külebi
şiiriyle karşılaştırmalı olarak şiirlerini incelemeye çalıştım. Şiirlerinde
sadece Külebi’nin değil Dağlarca’nın da izlerini buldum. “Külebi” deyince
gözleri bir ayrı parlıyordu, meğer hocasıymış. Hisarcılar diyordu, Varlık
diyordu, hele Kıyı dergisi deyince daldı gitti. Sonra Tarla dedi, Türk Dili
dedi, yazmadığı dergi kalmamıştı. Dağlarca’yı da en az hocası Külebi kadar seven
Yardımcı’nın, şiirlerindeki destanî ruh biraz da Dağlarca’nın nefesini
solumasındandı.
Şiir
Yazmaya Acı Çekerek Başlamak
Şiir serüvenine çok küçük yaşlarda acı
çekerek başlamış Mehmet Yardımcı. 1945’te Zile’de dünyaya geldiği düşünülünce,
ilk şiiri olan “Menekşe”yi, 1957’de (12 yaşında) 5. Sınıf öğrencisiyken yazmış,
ancak öğretmenini ve sınıf arkadaşlarını şiiri kendisinin yazdığına bir türlü
inandıramamış hatta sınıftan atılmıştı. Şiir için belki de ilk kez acı çekmeye
başlamıştı. Çünkü ondaki şiir kumaşı öylesine sağlamdı ki o yaştaki bir çocuğun
hayal gücünün ve dil becerisinin çok üstünde bir hassasiyetle şiir yazmıştı.
Aynı durumu lisede tekrar yaşamış; Ankara
Gazi Lisesi’nde öğrenciyken okulu adına liseler arası şiir yarışmalarından
birine katılmış; jürideki Devlet Tiyatrosu sanatçılarının şiiri çok
beğenmelerine rağmen onun yazdığına inanamadıkları için ona ödül vermemişti.
Ancak jüri başkanı Semih Sergen, cebinden bir tükenmez kalem çıkarıp “bol bol
şiir yaz”masını tavsiye etmesi üzerine bolca şiir yazmıştı Mehmet Yardımcı bu
öğüde uyarak. İlk şiiri “Menekşe”yi 1962’de Terrcüman gazetesinin eki İnci’ de
yayımlaması ardından “Anne” şiiri gelir. Yıllar sonra bu şiirden özünü alan
“Ana” şiiri, Grup Kızılırmak tarafından bestelenecektir.
Şiir yazma tutkusu her geçen gün artan Mehmet
Yardımcı, şiirlerini Çağrı, Çağıltı, Ege Sanat, Halay, Hisar, İnanç, Kalem,
Kıyı, Ozan, Tarla, Türk Dili, Varlık, Yelken, Ozan, Özün gibi önemli dergilerde
yayımlamış; 1982’de “Öğretmenim” adlı şiiri, MEB’in Türkiye Öğretmenler ve
Sanatçılar Arası Şiir Yarışması’nda ikincilik ödülü almıştır. Öğretmenle
Anadolu’yu kucaklaştıran bu şiirin ardından 1985’te İsveç’te Uluslararası
Hümanizm Festivali jüri özel ödülü aldığı “Yunuslama” şiirinin beğeniyle
karşılanması da şaşırtıcı olmadığı gibi, Bulgarca’ya bile çevrilen Kerem İçimde
Yandı adlı şiir kitabının, soylu bir Anadolu duyarlılığı taşıması da şaşırtıcı
değildir. Yunus’a yakın bir ses, bilge bir ulu kişiye döner sayfalar arasında.
Avuçlarınıza santim santim, avuç avuç Anadolu’yu ümidi, direnci, dayanışmayı
verir. Babası da İstiklal Madalyası sahibi bir gazi olduğundan şair, bu
bilinçle Kurtuluş Savaşı destanı yazmıştır. Atatürk’ü, Anadolu’yu bu bilinçle
sevmiş ve anlatmıştır.
Yardımcı
için şiir, Anadolu’yu, Kafkasya’yı, Orta Asya’yı ve Balkanları bir eden,
mekânsız ve zamansız, yalın ve hoş bir soluk alıştır. Şiir onun dilinde
Zile’den taşmış, Ankara’yı vurmuş, ardından Çanakkale, Bursa, Amasya, Malatya,
İzmir’i aşmış peşi sıra sürükleyerek Azerbaycan’a, Kırım’a, Kafkasya'ya uzanmıştır.
Anadolu dillenmiş, Kurtuluş Savaşı’yla destanı yazılmış, çocuğuyla, yaşlısıyla,
Ökkeş’iyle, Maviş’iyle ve tüm dertleriyle, bereketiyle, yokluğuyla, varlığıyla
şiire yansımıştır.
“Anamın yazmasındaki çiçekler gibi
Fesleğen kokar pencerelerin
Mutluluk arayanların yüreğisin
Tarihi Kahramanlıklarla dolu yurtsun
Sen Anadolusun” dizelerinde bu duyguları çağıldar.
Mehmet Yardımcı’nın şiiri tıpkı hocası
Külebi'deki Anadoluculuk, memleket sevgisi, doğaya bakış biçiminden etkilenmiş
ancak Külebi’deki kendisini doğanın çocuğu gibi görmek yerine, belli hisleri
anlatmak için doğadan yararlanmıştır.
Her şairin kitabında elbet hayatından
sayfalar vardır ama Yunuslama’dan Gönül Hattı’na kadar Yardımcı’nın şiirlerinde
aslında hayatıdır göze çarpan. Zile’nin, Ankara’nın gurbetidir iliklerine
işleyen. Ne yazarsa ne şekilde yazarsa yazsın Yardımcı’nın tüm şiirlerinde
olduğu gibi 60. Yılına adanmış Gönül Hattı’ndaki şiirlerde de ümitsizliğe yer
yoktur. Karamsarlığı sevmez şair zira. Şiir, onun ümit penceresidir. Mehmet
Yardımcı, geleneğin birikimini modern şiirin teknikleriyle yani hâlihazır ile
harmanlayan, memleketi Zile'yi, Atatürk’ü, öğretmenliğini, yurt sevgisi, aşkı,
doğayı şiirinin merkezine koyan ve bunu yaparken de dilin sınırlarını zorlamaktan
çekinmeyen çok yönlü bir şair portresi ortaya koymuştur.
Şairin 2012’de 50. Sanat yılı anısına
hazırlanan Yazma adlı şiir kitabı, 2022 yılında 60. Sanat yılı anısına Gönül
Hattı adlı şiir kitabı yayınlanır. Bu eserin Yazma (2012) adlı eserinin
yayımından sonra yazdığı 118 şiiri ihtiva ettiği düşünülecek olursa, sanatçının
ne kadar üretken olduğu anlaşılabilir. O
zaman özellikle Yazma ve Gönül Hattı şiir kitaplarındaki temalarına bir göz
atalım:
Yazma
Kitabındaki Şiirlerinde Temalar
•Aşk, Sevgi ve Özlem: “Sevda Çiçeği, Sevda
Suçlusu, Kerem İçimde Yandı, Sevda Miti, En Güzel, Dilek, Sevgi Pınarı, Sensin,
Sevgi Eylemi, Ressamca Sevi, Bilir Misin, Sen, Bir Sevi Öyküsü, Mutluluğun
Evrimi, Karam, Sevgi Üstüne, Sevda Yeniği, Göz” vb. şiirlerinde işlenir.
•Memleket (Zile, Anadolu) ve Sıla Hasreti:
“Çocukluğumuzda Zile, Zileli’ye Sesleniş, Zile Özlemi, Siz De Mi, Zile Kalesi,
Zile Güzellemesi, Dörtlük, Kaldırım Taşları, Malatya, İznik, Memleket Öyküsü”.
•Toplumsal Gerçekçilik, Emek ve Yaşam
Mücadelesi: Şair, Anadolu insanının yaşam zorluklarını, emeğini ve çilesini göz
ardı etmediği “Çile, Aynı Hesap, Yürüyüş, Gerçek, Kural, Kömür İşçisi, Amele,
Sabır, Irgat, Binlerden Biri, Köşker Mustafa, Şaşkınlık. vb.
•Tarih, Millî Mücadele ve Atatürkçülük:
Şairin öğretmen kimliği ve babasının Kurtuluş Savaşı gazisi olması, bu temayı
kişisel ve güçlü kılar. “Kurtuluş Savaşı Destanı, Cumhuriyet Davulu, Dünya
Haritası, 19 Mayıs, Dokuz Eylül, Kasım 10, Bilinç, Tüfekliler” vb. şiirlerinde
bu temayı işler.
•Doğa: Doğa hem bir gözlem alanı hem de
duygular için bir metafor kaynağıdır. “Menekşe (ilk şiiri), Ballıca
Mağarasında, Yeşil, Ceviz Ağacı, Çakıl Taşı.”
•Sanat, Şiir ve Gelenek Üzerine: Bir halk
edebiyatı akademisyeni olarak bu konularda da şiirler kaleme almıştır. “Âşığın
Soy Ağacı, Şair, Türk Sanatı” şiirlerinde bu temaya rastlarız.
•Varoluşsal Temalar (Yalnızlık, Ölüm, Zaman):
“İsyan, Ölüm, Hüzün, Üzüntü, Deli Var, Takvimin Öyküsü
Gönül
Hattı Kitabındaki Temalar
Mehmet Yardımcının 60 yıllık şiir serüvenini
içeren Gönül Hattı kitabı, tematik zenginliği ile de dikkat çeker.
"Anlıyor musun, Can Yoldaşım, Kırk Sekiz Yıl" adlı şiirlerinde,
şairin eşi Mediha hanıma duyduğu aşk ve sevgi ile saygıyla örülmüş bir
evliliğin izleri yer alır. Ayrıca "Aşkı Fısılda, Deli Yüreğimde, Gönül Bahçemin,
Gönül Dilim, Gönül Hattı, Gördün mü, Güneş Parçası Gibi" vb. şiirlerinde
aşk, sevda ve bu kutsal duygulara övgü temaları dikkat çeker.
Atatürk sevgisi, memleket ve millet sevgisini
iç içe işlediği Atatürk, Azerbaycan gibi şiirleri yanında Türklük, millî
kültür, gelenek mesajlarıyla Aytmatov'u övdüğü "Aytmatov'da Tanıdık"
ve "Bakü’nün” gibi şiirlerinde Azerbaycan Türkiye kardeşliği, Türklük
bilinci de okuyucuyu selamlar.
Gönül Hattı kitabında doğa doğa sevgisi
bereket ve hatıralar eşliğinde karşımıza çıkar. Bu kitapta sanatçının geçmişte
yaşadığı veya sevdiği Ankara, Amasya, Bursa, Çanakkale gibi şehirler sadece
kişisel mazisi sebebiyle değil barındırdıkları tarih ve Kültür şuuru ile de
şiirlerinde yer bulurken, “Badem, Çay, Cemre, Deniz, Buğday, Çiçek, Dağ, Çınar
Yaprağının Serüveni, Ege'de Deniz" vb. şiirlerinde doğa güzelliği ve bu
güzelliğe beslediği hayranlık dikkatimizi çeker.
Yardımcı’nın şiirinde bazen bir kültür
aktarımı olarak da doğa yer alır örneğin "Hıdırellez" şiirinde, umut,
bereket, baharın müjdesi olarak görülen Hıdırellez eşliğinde bir kültür
aktarımı yapılır.
Sanatçı bazen insan mekân-eşya ilişkisini
“Kapılar” adlı şiirinde ortaya koyar. Bazen de Türk kültürünün zenginliğini
"İznik'te Türk Mührü", "Bursa", "İzmir" "Bir
Sevdadır Amasya", "Eski Saatin Sarkacında" gibi şiirlerinde
sergiler. ,"İleri Yaşlarda” adlı şiirinde gençliğe özlem ve zamanın akıp
gidişini; “İnsan Olmak” şiirinde ise erdem, iyilik, insan olmanın temellerini
dile getirir. "Çocuklar, Çocukluğumdan" gibi şiirlerinde çocukluğa
özlem, çocukluk teması ele alınır.
Yardımcı'nın bu kitabının özünde de memleket
vardır. Özlemiyle, sevgisiyle, hüznüyle, aidiyeti ile, değerleriyle.
"Ankara, Çay, Atatürk, Çınar Yaprağının Serüveni, Düş Gezgini, Gizem,
İkilem vb. şiirleri tanığımdır.
Bazen ayrılık ve ölümle birleşir memleket
sevgisi "Kabir Yerinde" şiirinde olduğu gibi, bazen de Atatürk
sevgisi ile. “Kazakistan, Kırgız Güzeli,
Kırım Hüznü” gibi şiirlerinde Türk İslam kültürünün ortak mirası yansıtılır.
"İşçiler" şiirinde olduğu gibi Mehmet yardımcı yoksulluk ve hayat
zorlukları karşısında işçi sınıfını da anlatmadan edemez.
Şiirlerinde
İmgeler
İmgeci bir şair değildir Yardımcı ama
şiirlerinde güzel bazı imgelere de yer verir çünkü "hayal yönü
kuvvetli" şiirler yazar.
“Kerem İçimde Yandı” (Yardımcı, s. 28)
şiirindeki "Kirpiklerimden iri geçti bulutlar" dizesi, yoğun bir
kederi görselleştiren özgün bir imgedir. Gözyaşını "bulut" ile
ilişkilendirerek hem hüznün ağırlığını hem de görüşü bulandırmasını tek bir
karede birleştirir.
“Sevda Suçlusu” (Yardımcı, s. 42) şiirindeki
"Telgraf tellerince uzamış türkü gibi yürekli" dizesinde, görsel,
işitsel ve duygusal yönü olan imgeler iç içe geçmiştir. Burada sevilen kadının
"yürekliliği"; hem "telgraf teli" gibi (mesafeleri aşan,
gergin, iletişim taşıyan) hem de "uzamış türkü" gibi (bitmeyen,
yankılanan, hüzünlü) olarak betimlenir.
Yardımcı’nın şiirlerinde alışılmamış
bağdaştırmalara yani dilin yerleşik kullanım kalıplarının dışına çıkarak,
normalde bir araya gelmeyecek kelimelerin şaşırtıcı bir biçimde
birleştirilmesiyle oluşturulan sanata da rastlanır. Böylece yeni imgeler kurar Yardımcı.
Örneğin, “Evren Tutsak Ellerimde” (Yardımcı, s.48) şiirindeki "Sessizliği
yiyormuş bekçi düdükleri" dizesi, bu duruma çarpıcı bir örnektir.
Benzer bir kullanım “Göz” (Yardımcı, s.153)
şiirinin son dizesi, "Geceler renkleri yer bitirir"de de karşımıza
çıkar. Renklerin, "gece" tarafından "yenilip bitirilmesi",
karanlığın somutlaştırılması ve canlı bir varlığa benzetilmesini sağlar ve yok
oluşu, unutuşu vurgular.
“Hüzün”
(Yardımcı, s.141) adlı şiirindeki “Gönül yasım yağar/Yağmur yerine” dizelerinde
de “yağmak” fiilinin “gönül yası” ile ilişkilendirilmesi dikkat çeker. Gönül
Hattı kitabındaki “Anlıyor Musun” şiirinde de şiir dürülür, bükülür, kirpik
arasına gizlenir. Her sabah, âşığın gözbebeklerine birer imge ile
yerleştirilir:
“Sana
yazdığım şiirleri biliyor musun
Kâğıda dökmediğim
Mektup niyetine
vermediğim postaya
Sesli okumadığım
Sevda düşleri
gördüğüm gecelerde
Dürüp büküp
Kirpiklerimin
arasında gizlediğim
Her sabah
İlk gözüne bakışımda
Gözbebeklerine
Bir imgesini
yerleştirdiğim
Sevda yükü
Şiirlerimi biliyor
musun” (“Anlıyor Musun”, Gönül Hattı, 16)
Gönül Hattı’ndaki şiirlerinde dikkat çeken
bir özellik “Anadolu, bağımsızlık, şehitlik, vatan” gibi konularda sık sık
tekrar ettiği “tapu” sözcüğüdür. “Kınalı Ali'lerdir/ Mustafa çavuşlardır/ Şan
veren/ Vatanın vazgeçilmez tapusu” dizeleri de bu durumun bir örneğidir. Bu
dizelerle şair, sanki “Bu vatanın tapusu bizdedir, bunu herkes böylece
bilmelidir”, kararlılığını yeni nesle haykırıyor gibidir.
Sadece Anadolu, yurt ve tabiat sevgisi,
memleket sevgisi, ümit ve kararlılık olacak değildir ya şiirlerinde Yardımcı,
bir ömrü birlikte geçirdiği, hayat yolunu birlikte yürüdüğü eşine de seslenir
bu şiirlerde. “Can Yoldaşım” şiirinde, eşine duyduğu sevgi ve saygıyı, onu eski
Anadolu medeniyeti içindeki tanrıçalara benzetip ölümsüzleştirerek
göstermiştir. Sevgili eşi Mediha Yardımcı, kızı ve oğlu ve torunlarıyla olan
saadet dolu yuvası şiirlerinde yansır Yardımcı’nın.
“En güzel tanrıça Hera sanki…
Bir yanın sarı saçlı
Ay Tanrıçası Artemis
sanki
Namus timsali
Anadolu kadınlarının
önderi…
Bir yanın Antik
Mezopotamya’da
Sümer Aşk Tanrıçası
İnanna gibi
Efsane kahramanım…” dizeleri Mediha
Hanım’ın şairin gönlündeki, gözündeki değerini yansıtır.
Yardımcı’nın şiirlerindeki tematik bütünlük
(tutarlılık), yalnızca vatan, coğrafya veya aşk gibi belirli konseptlerin
işlenmesiyle değil, aynı zamanda bu temaları birbirine bağlayan; Anadolu,
gönül, toprak, sevda gibi anahtar sözcüklerin metinler boyunca yinelenmesi
yoluyla da güçlendirilmektedir. Şairin yalın ve samimi üslubu, büyük ölçüde
günlük dilin sözdizimini takip eden cümle yapıları ve doğrudan anlatımlarla
sağlanırken; şiirsellik ve şaire özgü bağdaştırmalar ise daha çok anlamsal
düzeyde gerçekleşen metaforlar, özgün imgeler ve benzetmelerle (örneğin güneşin
yorgun tekeri; kavakların ürpertisindeki gizem vb.) kurulmaktadır.
Özetle Mehmet Yardımcı’nın şiir dili, tematik
düzlemde bir halk ozanı kimliği sunarken, bu kimliği dilbilimsel düzlemde hem
geleneksel hem de modern metin kurucu unsurlarla ustaca birleştirmektedir.
Bazı Adamları Seversiniz…
Çünkü Umutla yaşamışlar, umuttan söz etmiş,
umut dağıtıp umut bulaştırmışlardır. Umutla birlikte mutluluk da
bulaştırmışlardır herkese. Dostluğun, sevdanın, anıların, vatan toprağının,
memleket sevgisinin kıymetli olduğunu bilir ve yazdıklarıyla kayda geçirirler.
İnsanın değerini bilir ve onun hak ettiği gibi yaşaması gerektiğini anlatırlar.
El emeğini, alın terini, Ökkeş’in ahırını, Maviş’in derdini, anaların
yazmasını, fesleğen kokan memleket pencerelerini anlatırlar.
Bazı adamları seversiniz. Size memleketi,
milleti, çocukluğu, çocuksuluğu, bir kente/kasabaya ait olmanın ne demek
olduğunu, sevmenin, el emeğinin, kültürün var olduğunu ısrarla yazarak öğretirler.
Bazı adamları seversiniz, nefes almanın,
gülümsemenin kıymetini bilir, yaşama sevinciyle dolu olduklarından, doğaya,
aşka âşıktır, dağlara, denize, denizin altındakilere, üstündekilere cümlesine
doğanın... Sizin bakmadığınız gibi bakar, görmediğiniz gibi görür
anlatamayacağınız gibi anlatırlar onu. Çünkü bazı adamlar hayal kurmayı sever,
kurdurmayı sevdirdikleri kadar. Dünyanın savaşmadığı, kimsenin ezilmediği,
hakkın yenmediği, sevenlerin kavuştuğu, vefanın baş göz üzre olduğu bir dünya
düşler ve anlatırlar, üstelik herkesi böyle bir dünya kurulabileceğine şiirle
inandırırlar. Onlar, insanların birbirlerinden güç alarak ayakta
kalabileceğine, her türlü güçlüğün ancak dayanışma ile aşılabileceğine de sizi
şiirleriyle inandırırlar.
Bazı adamları seversiniz kıyıda deniz insanı,
köyde köylü, tarlada işçi, mahpusta mahkûm oluverir; onların dilinden
konuşabilirler. Ama illa Ziledir, Zilelidir coşkusunun kaynağı,… Amasya’yı,
Bursa’yı, Ankara’yı, İzmir’i hatta Kırım’ı, Azerbaycan’ı anlatsa da hep Zile
işlemiştir damarlarına. Onunla yaşar, onu anlatır, onu özler.
Bazı adamları seversiniz dilinden bal akıtır,
gözünüzden yaş... Sonra elinize umutla,
emekle, halk kültürüyle dokunmuş bir mendil veriverir geleceğe karamsar
bakmayın diye. Bazı adamları seversiniz, çünkü hep sevdadan, mutluluktan söz
ederler. Mutlu yaşamışlar, mutluluk bulaştırmışlardır herkese. Çünkü bilirler
bulaşıcı olduğunu, kendinize bulaştırmadan başkasına bulaştıramayacağınızı da.
Bazı adamları seversiniz, çünkü vatan toprağının kıymetini bilirler, Atatürk’ün
kıymetini bildikleri kadar. İşte 80. Yaşını kutladığımız sevgili Hocam Mehmet
YARDIMCI böyle bir şair, böyle bir adamdır. Sevgi dolu ailesi, gurur kaynağı
evlatları ile daha nice yıllar yazması ve üretmesi dileğiyle… biçimindeki konuşması dikkat çekmiştir.