BİRAZ CANINIZI SIKACAĞIM

 

Okudukça, araştırdıkça insanın içi daralıyor.

İnanın benim de canım sıkılıyor.

Bu memleketi bu hâle getirenler rahat yataklarında yatmasın.

Ne desek boş gibi geliyor bazen…

Türkiye’de her yönden grafiği bu kadar hızlı düşen başka bir ilçe var mı bilmiyorum.

Ama bugün bazı tarihî kaynaklara bakınca, garip Zile’min ne kadar ihmal edildiğini, hatta ne kadar kaderine terk edildiğini daha net gördüm.

Nüfus, ekonomi, istihdam, sosyal hayat, eğitim, göç…

Nereden tutsanız elinizde kalıyor.

“Memlekette adam kalmadı” desek yalan olmaz.

Canım memleketimin civan gibi gençleri ekmek parası için evini, ocağını terk edip büyük şehirlere gitti.

Gitmeye de devam ediyor.

Her geçen gün bir önceki günü aratıyor.

Kısır çekişmeler, şahsi beklentiler,

“Biz iyiyiz” diyerek kendimizi avutmalar…

Adeta gemisini kurtaran kaptan misali.

Artık nüfus karşılaştırmaları yapmak bile istemiyorum.

Bir zamanlar bizimle kıyaslanamayacak durumda olan birçok ilçe bugün bizi her yönden geçmiş durumda.

Erbaa, Turhal, Sorgun’u geçtik…

Bir zamanlar bizim çok gerimizde olan Amasya bile bugün bambaşka bir noktada.

Oysa Zile sıradan bir yer değildi.

Zile tarih boyunca ticaretin, sanayinin ve zanaatın önemli merkezlerinden biri olmuştur.

1841 yılında Zile’ye gelen İngiliz Ticaret Ateşesi R. W. Stevens, hazırladığı raporda Zile’deki ticari canlılığı özellikle vurgulamıştır.

Düşünün… İngilizler Anadolu’daki bu ilçenin ticari gücünü Londra’ya rapor ediyor.

Zile’nin ticaret geleneği öyle sıradan bir geçmişe dayanmaz.

Daha İlk Çağ’dan beri kurulan Zile Panayırı, uluslararası nitelikte bir ticaret merkeziydi.

Osmanlı döneminde ise padişah fermanıyla ilan edilen Osmanlı’nın altı büyük panayırından biri olma özelliğini taşıyordu.

1861 yılında Zile’ye gelen Fransız gezgin Georges Perrot, panayırın şehirde nasıl büyük bir ticari hareketlilik oluşturduğunu anlatır.

Bugün Uzun Çarşı dediğimiz yerde dükkânlar mesleklerine göre sıralanmış, kaliteli ürünler hem yerli hem de yabancı tüccarların ilgisini çekmiştir.

Sanayide de Zileli ustaların mahareti hep dikkat çekmiştir.

1974 yılında Zile’yi ziyaret eden Türkiye’nin en büyük iş insanlarından Vehbi Koç, Meral Motor Yenileme Atölyesi’ndeki tezgâhları görünce hayranlığını gizleyememiş ve şöyle demiştir:

“Anadolu’da böyle bir ilçede bu kadar güçlü tezgâhları görmek beni şaşırttı. İstanbul’da bile bu büyüklükte ve bu kadar yeni tezgâhları bulmak çok zor.”

Bu sözler Zileli ustaların üretme kabiliyetinin en güzel göstergesidir.

1932’de Samsun–Sivas demiryolunun Zile’ye ulaşmasıyla birlikte ticaret ve sanayi hızla gelişmiştir.

1950 yılı kayıtlarına göre Zile’de:

• 1094 dükkân

• 70 demirci

• 17 dabak

• 67 kunduracı

• 21 leblebici

• 75 terzi

• 36 urgancı

• 2 un fabrikası

• ve hatta bir sinema vardı.

Yani Zile, Anadolu’nun üretim ve ticaret damarlarından biriydi.

Ama bugün…

El oğlu aya çıkıyor, biz hâlâ geçmişimizle avunuyoruz.

Bu satırları birilerini kırmak için değil,

bir hemşeri olarak içimdeki sızıyı paylaşmak için yazıyorum.

Çünkü Zile sıradan bir yer değil.

Bu şehir

341 halk şairi yetiştirmiş bir şehir.

Bu şehir

tarihin, kültürün ve emeğin şehri.

Ama en önemlisi…

Bu şehir bizim memleketimiz.

Biraz içimi dökmek istedim.

Belki biraz zülfiyâre dokunduk.

Birileri alınırsa alınsın…

Peki çözüm ne mi?

Ah bilsem...

Necmettin Eryılmaz