- 0 356 317 97 66
Ulusları oluşturan temel unsurlardan birisi
de kültür dediğimiz maddi ve manevi değerlerdir. Dil, Gelenek, görenek, inançlar, sanat ve edebiyat bir toplumun
geçmiş yüzyıllardan akıp gelen değerleridir. Gelenekler ve görenekler gibi
toplum üzerinde etkin birer yaptırım gücü bulunan kültürel öğeler, ortak geçmişi olan dünya halklarını bir arada
tutan önemli ritüellerdendir.
Tüm Türk
toplumlarının en önemli değerlerinden biri olan nevruz, Türk dünyasının
engin coğrafyasında yaşayan Türk kökenli toplulukların pek çoğu tarafından
yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır. Nevruz, yani Farsça "Yeni
Gün" adını taşıyan bahar bayramı, insan ruhunun doğadaki uyanışıyla
birlikte bayram coşkusuyla kutladığı, günümüz
Türk dünyasının ortak kültür mirası olan bir ritüeldir.
Çin içlerinden Avrupa içlerine, Sibirya
sahillerinden Yemen, Afrika kıyılarına kadar nice coğrafyada binlerce yıl
hükümran olan Türklerin dünya medeniyetine hediye ettiği önemli geleneklerden
biri Nevruz geleneğidir.
Yazılı olarak ilk kez 2. yüzyılda Pers
kaynaklarında adı geçen Nevruz, özü itibariyle baharın gelişinin kutlandığı
coşkuyla karşılandığı bir gündür.
Nevruz, Türk dünyasında, ortak kültürel değer
olması yönüyle önemli bir yere sahip olup, Türklük dünyasında ve Anadolu’da
ortak inanmalarla, ortak heyecanlarla yüzyıllardır Türk kültürüne özgü
özelliklerle kutlanılmaktadır.[1]
Nevruz, güneşin koç burcuna girdiği gün olup
miladi 21 Mart’a rastlamaktadır. Miladi
olarak 21 mart, Rumi takvime göre de 9 Marta karşılık gelmektedir. Bu nedenle
Nevruz bazı Türk toplumlarında Mart dokuzu olarak kutlanır. İlk Türk takvimi
olan 12 hayvanlı Türk takviminin başlangıcının 21 marta rastladığı ve
Ergenekon’dan çıkışın bir simgesi olarak kutlandığını da belirtmekte yarar
vardır. Bu tarih Türklerde Nartukan adıyla yılbaşı olarak kabul edilir.
Bazılarının Nevruz’u Zerdüştlük dinine ve bu
dinin kurucusu Zerdüşt’e bağladıkları görülmektedir. Oysa, Zerdüşt’ün kendisi
İran asıllı değildir ve o Nevruz bayramını ilk olarak Azerbaycan’da Türkler
arasında ortaya koymuştur. Nevruz ritüeli Azerbaycan Türkleri arasında doğup
İran’a geçmiştir.
“Eski İran kültür ve medeniyetinde Nevruz
Bayramı geleneği yoktur. Nevruz ilk defa 1020 yıllarında Gazneli Mahmut’un
Firdevsî’ye yazdırdığı Şehnâme’de görülmektedir. Nevruz geleneği, Türk
medeniyetinden kültür intikali esnasında İran kültürüne geçmiştir.[2]
Asya'da Hun Türklerinden Balkanlara kadar Kazakistan,
Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan, Anadolu ve Balkan Türklerini kapsayan çok geniş bir bölgede; Nevruz, Navrez, Novroz, Ulu Kün, İlkyaz
Yortusu, Yeni Gün, Meyram, Yörük Bayramı gibi adlarla, yerel renk ve inançlarla
kutlanan Nevruz, her ulusun kendi kültür değerleriyle özdeşleşmiş, özü
itibariyle baharın gelişinin kutlandığı ve coşkuyla karşılandığı bir gün
olmuştur. Bu gün, farklı lehçe ve şive özellileri nedeniyle kimi zaman; Altay
Türkleri’nde: Cılgayak Bayramı,
Azerbaycan’da: Novruz, Ergenekon Bayramı, Başkurtlar’da: Ekin Bayramı,
Karapapaklar’da: Ergenekon Bayramı, Gagauzlar’da: İlkyaz, Uygurlar’da: Yeni Gün
gibi deyişik biçimde adlandırılmıştır.
Köklü gelenekleri ile doğanın ve millî
uyanışın birleştirilmesi anlamını taşıyan Nevruz, nesiller arası iletişimin en güzel
örneğidir. Kutlama sırasında sergilenen geleneksel oyunları, ayinleri, özel
yemekleri, dans, ezgi, türkü gibi eğlenceleri ile Türklerin doğa ile kaynaşmış kültürünü tüm renkleri ile birer
birer sembolize ederek ebedileştirmiştir.
Nevruz, yeni anlamına gelen “nev” sözcüğü ile
gün anlamını taşıyan "ruz" sözcüğünün birleşmesiyle oluşmuş Farsça
kökenli bir birleşik sözcüktür. Birleşik sözcük olarak nevruz “yeni gün, yeni
yılın ilk günü” anlamlarına gelmektedir. Nevruz sözcüğünün Farsça kökenli oluşu
araştırmacıların çoğunu yanıltmış ve Nevruz’un İran kökenli bir bayram olduğu
yargısına götürmüştür. Zaten İran halkının bir bölümü Fars kökenli iken Horasan vb. yörelerinde yaşayan halkın önemli
bir bölümü de Türk kökenlidir. Bugün de Türkiye’den sonra Türklerin en yoğun
olarak yaşadığı Türk yurdu İran coğrafyasıdır. Bu coğrafyada 30 milyonun
üzerinde Türk yaşamaktadır. Nevruz, İran ve Bahai takvimlerine göre yılın ilk
gününü temsil eder. Son yıllarda özellikle İslami kaynakların taranması
sonucunda ulaşılan bilgilere göre Nevruz gerçek bir Türk bayramıdır.
Adının Türkçe olmayıp Farsça (Nevruz)
olmasının nedeni ise; Türkler, İslâm dinine girdikten sonra bazı Türkçe adların yerine Farsça,
Arapça adlar almışlar; “Tanrı” sözcüğünün yerine genellikle “Rab, Huda”;
“Yalvaç” yerine “Peygamber, Resul”; “gök” yerine “asuman” gibi adlar alırken, “Yeni Gün” yerine de “Nevruz”
sözünü alışlarından kaynaklanmaktadır. Büyük Türk Bilgini Kaşgârlı Mahmut,
Divanü Lûgat’it-Türk adlı eserinde “Nevruz” yerine “Yeni Gün” ifadesini
kullanmıştır.
Türklerde kış mevsimi çeşitli bölgelerimizde
çile ayları olarak ifade
edilmektedir. 21 Aralık- 30 Ocak arası
zemheri, olup büyük çiledir. 30 Ocak’tan
21 Mart’a kadar olan ve hamsin adıyla bilinen dönem küçük çiledir. Nevruz 21
Mart’ta baharın gelmesiyle kış çilesinden kurtuluşun sevincidir.
Yazın gelmesi, konar
göçer ve çiftçilikle uğraşan bütün Türk toplulukları için bir hayat
olayıdır. Toprağın ısınması çok
önemlidir. Bu nedenle çeşitli Türk toplulukları yazı önceden karşılamak için
törenler yaparlar. Böylece ağaçların, bitkilerin, çiçeklerin yeşermesi,
hayvanların kuzulaması, doğanın canlanması yeni bir yaşamın başlaması mümkün
olabilecektir.
Türkler’de
Nevruz geleneği, Anadolu’da
biçimlenip yaygınlaşmıştır. Özellikle Alevî Bektaşî toplulukları Nevruz’u, Hz. Ali’nin doğum günü ve Hz. Fatma
ile evlendiği gün olarak kabul ederek ayrı bir önem vermişlerdir. Nevruz, kökü
çok eski bir geleneğinin Anadolu’da yeniden şekillenip günümüzde de şenlik ve
kutlama biçiminde sürdürülen bir örneğidir. Doğanın uyanması ateşle kutlanır. Çünkü
ateş evreni canlandıran güneşin dünyadaki uzantısıdır. Bu nedenle Nevruz
kutlamalarında nevruz ateşi yakılıp üzerinden atlanarak nazardan ve kışın
miskinliğinden kurtularak arınıldığına inanılır.
Çin kaynaklarında 21 Mart tarihinde Türklerin
yaptıkları kutlama ve şenliklere ilişkin çeşitli rivayetler yer almaktadır.
Çeşitli bilim adamları Çin kaynaklarında Hunların Milâttan önceki yıllarda 21
Mart tarihinde hazır yemeklerle kıra çıktıklarının ve bahar şenlikleri
yaptıklarının vurgulandığına dikkat çekerler.[3] Şüphesiz bu rivayet, 21
Mart tarihinin Hunlarca tabiatın yeniden uyanışı ve tarımsal faaliyetlerin
başlangıcı günü olarak görüldüğünü göstermektedir.[4]
Güneş 21 Mart’a kadar güney yarımküreye daha
çok ısı ve ışık verirken, bu denge 21 Mart’ta eşitlenip, daha sonra kuzey
yarımküre lehine bozuluyor. Bu nedenle kuzey yarımkürede yaşayan bazı halklar,
21 Mart’ı bütün varlıklar için uyanış ve yaradılış günü olarak kabul edip
kutlamaktadır. Türk toplulukları da Nevruz’u Ergenekon ve Bozkurt efsaneleriyle
bağlantılı olarak değerlendirmektedir.
Gündüzle gecenin birbirine eşit olduğu 21
Mart tarihine denk düşen Nevruz, bir yönden uzun süren kıştan sonra baharla
doğanın yeniden uyanışını kutlayan ve
kutlamalar sırasında düzenlenen oyunlar ve törenlerle doğanın yeniden
dirilişini sembolize eden bir bayram olup baharla birlikte başlayan tarımsal faaliyetlerin
de yıldönümüdür.
Anadolu’daki uygulamalara baktığımızda
Nevruz’un bahar bayramı olarak kabul edildiğini görüyoruz. Zira tarım ve
hayvancılıkla uğraşan toplumumuz, baharın gelişini ürün almaya yönelik bir
işlem, yani toprağı işlemeye başlama ve hayvanların doğa ile buluşması olarak
algılar. Bu açıdan bakıldığında, yaşam bir anlamda doğaya bağlıdır. Doğanın
canlanması elbette coşku ile karşılanacaktır.
Nevruz, tarihin her döneminde, çeşitli ulus
ve coğrafyalarda ayrı ayrı renklerde karşımıza çıkmaktadır. Ancak asıl ve ortak
olan bir şey var ki, o da Nevruz’un, belli bir takvime bağlı olarak baharın
karşılanması ve kutlanmasıdır. Nevruz’u önemseyen tarihi şahsiyetlerden Selçuklu
Sultanı Melikşah, takvimde değişiklik yaptırarak yılın ilk gününün 15 Mart
olarak belirleyip Nevruz ayına gelmesini
sağlamıştır.
Genceli Nizami’nin “İskender-nâme”sinde ve Ali Şir Nevai’nin “Seddi İskender” adlı eserinde, Nevruz’un
büyük halk bayramı olduğu üzerine önemli bilgiler verilmiştir.
Ömer Hayyam, “ Navrûz- nâma” adlı
eserinde, “Cemşid bu günün bayram
olmasını ve yeni yılın ilk günü kabul edilmesini ferman ettiğini...” kaydetmiştir.
Türkiye’den Kırgızistan’a, Özbekistan’dan
Azerbaycan’a kadar Türklerin yaşadığı geniş coğrafyada Nevruz Bayramı coşkuyla
kutlanmakta olup en renkli Nevruz kutlamaları Azerbaycan’da yapılmaktadır. Azerbaycan’da
Nevruz, bir dizi kural ve prensip çerçevesinde kutlanır. Meydanda büyük ateş
yakılır, etrafında oyunlar oynanır, niyet tutularak üzerinden atlanılır. Daha
sonra ateşin külleri bereket, bolluk gelsin diye bacalardan, kapılardan,
evlerin, ahırların içine atılır. Azerbaycan Türkleri de diğer bazı Türk boyları
gibi “Yedi Sin Sofrası” açarlar. (Yedi
Sin: Baş harfi “s” olan yedi çeşit meyve, sebze ve eşyadır. Bunlar genelde,
“su” (aydınlık), “semeni” (ümit),
“sumak” (bereket), “sarımsak” (sağlamlık), “sirke” (damak tadı), “sikke”
(varlık), “saat” (uzun ömür) niyetiyle konulur.)[5] 15 gün önceden hazırlanan
semeni (Semeni: Buğday veya arpanın
yeşertilmesidir. Buğday veya arpa taneleri ıslatılarak yaş bezin arasında,
karanlık yerde birkaç gün bekletilir. Taneler tomurcuklanınca tabaklara alınır,
zaman zaman sulanır ve tanelerin büyümesi beklenir. Bu tomurcuklanan buğdaylar,
10-15 günde 15-20 cm. uzunluğa ulaşır. Böylece Nevruz sofrasının en önemli süsü
olup yanında su dolu testi ile sofranın ortasına konan semeni elde edilmiş olur.)
ve sofranın ortasına konur. Boyanmış
yumurtalar ve çeşitli pasta, çörek ve meyveler sofrayı oluşturur. Hemen hemen
bütün evlerde pilav başta olmak üzere çeşitli yemekler yapılır ve eş dostla
birlikte yenir. Küsülüler barıştırılır, karşılıklı tebrikleşmeler
gerçekleştirilir. Türk millî çalgıları eşliğinde meydanlarda toplu oyunlar
oynanır, gençler “Yallı” (halay) çekerler.
Türk Dünyası’nın merkezi konumunda olan ve
Türklerin en kadim ata yurdu sayılan Kazakistan’da yüzyıllardan beridir, her
yıl 21 Mart günü, Ulusun Ulu Günü adıyla millî bayram olarak kutlanmaktadır. Kazaklar,
Nevruz törenlerinde ev duvarlarında kil kapları kırmakta, yerleşim yerlerinin
uygun yerlerine çeşitli hatıra eşyaları satan stantlar kurulmakta, her yer
temizlenip en iyi elbiseler giyilir, şiirler, türküler okunmaktadır.
Kırgızların göçebe hayat tarzı, köklü bir
göçebe medeniyeti meydana getirmiştir. Tabiatla devamlı iç içe olmaları, bir
tabiat bayramı olan Nevruz Bayramı geleneğini çok anlamlı kılmıştır. Kırgızlar,
Nevruz geleneğinin önemli unsurlarından olan su ve ateş kültüne de çok önem
verirler. Nevruz ayinlerinden biri olan “Ardıç Ağacı” ile “tütsüleme” veya
“alazlama” onların ağaç kültüne bağlılıklarını göstermektedir.
Türklerin çok kadim geleneklerinden olan
“ateşten atlama” geleneği Kırgızlarda canlı olarak görülür. “Avlularda,
meydanlarda büyük ateşler yakılır ve büyük küçük demeden herkes ateşin
üzerinden atlar. Ateşin kendilerini fizikî ve ruhî kötülüklerden,
hastalıklardan arındırdığına, güç, kuvvet ve ilham verdiğine inanırlar.
Nevruz Bayramının olmazsa olmaz yemeği olan
“Sümölök” veya Nevruz Köcü” denilen özel yemekler pişirilerek Nevruz’u
kutlamakta, diğer etkinlikler, Kazaklara benzer şekilde yapılmaktadır. Kırgızlar
“Özbekistan’da “Seyil Eğlenceleri” ile Nevruz coşkusu yaşanırken, Türkmenler
yılın bereketli geçmesi için ziyafetler vermektedir.
“Günümüzde de Altay, Yakut, Gagauz, Abhaz
Türkleri başta olmak üzere birçok Türk boyunda kutlanan Nevruz'un en popüler
kutlaması, büyük bir ateşin üzerinden atlamaktır.
Ateşin üzerinden atlamak ve ateşin etrafında
dönmek uğur ve iyilik alameti olarak kabul edilir. Gagauz Türkleri, loğusa
kadını kötü ruhlardan korumak için kapısının önüne kor halinde ateş koyarlar.
Loğusanın yanına bu ateşin üzerinden atlayarak giderler Müslüman Başkurtlarda
ve Kazaklarda hastayı “alazlama”, hâlâ Anadolu’da bütün canlılığı ile devam
eden hastaları “tütsüleme” ve “üzerlik yakma” geleneği de bu inancın
devamıdır.”[6]
Türkiye’de de Nevruz kutlamaları yörelere
göre değişik uygulama biçimleri göstermektedir.
21
Mart tarihindeki Nevruz kutlamaları gerek Asya'daki çeşitli Türk boylarında,
gerekse Selçuklular ve Osmanlılar dönemi Türklerinde büyük bir coşkuyla
kutlanmıştır.
Osmanlılar döneminde Nevruz için kaleme
alınan Nevruziyeler, Nevruz için hazırlanan Nevruz macunlan ve Nevruz
bahşişleri bilinmektedir. Nevruz kutlamaları Asya' daki çeşitli Türk
topluluklarında yüzyıllarca resmiyetten uzak halk bayramı şeklinde varlığını
sürdürmüştür.
Osmanlılarda Nevruz bayramında türlü baharat
ve kokulu otların karışımıyla hazırlanan ve “Nevruziyye” denilen mesir macunu
yemek geleneği, halen Manisa’da canlı
olarak yaşatılmakta, her yıl düzenlenen
törenlerle mesir macunu dağıtılmaktadır.
Anadolu coğrafyasında Nevruz canlılığını olanca
renkli uygulamalarla sürdürmekte olup Mersin-Silifke bölgesindeki Toras
Türkmenleri’nde “Mart İpliği” adıyla bilinen Nevruz’da ağaçlara bez bağlanıp,
yaylalara çıkılmaktadır. O yıl 20 kuzu veya oğlağı olan sürü sahibi bir kurban
kesip konuklara ikram eder. Tahtacı Türkmenlerinde ise Nevruz “Sultan Nevruz”
adıyla anılır, “Mart dokuzundan sonra dağlar misafir alır” inancıyla yaylalara
çıkılır, mezarlıklar ziyaret edilir.
Gaziantep ve çevresinde Nevruz’a “Sultan
Navruz” adı verilir. Halk arasındaki inanca göre, Sultan Navruz, güzel bir
kızdır ve 21 Mart’ı 22 Mart’a bağlayan gece batıdan doğuya doğru göç eder, bir
başka inanca göre ise kuş kılığında uçan bir derviştir. Nevruz gecesi Sultan
Navruz’un geçtiği saatte uyanık olanların bütün dileklerinin gerçekleştiğine
inanılır.
Kars civarında bir evde toplanan genç kız ve
erkekler, küçük bir çocuğu su almaya gönderirler. Çocuk hiç konuşmadan ve
arkasına bakmadan bir kova su getirir. Kovanın içerisine orada bulunanlarca
renkli iplikler ve iğneler atılır. Birbiriyle birleşen iplik ve iğnelerin
sahiplerinin birbiriyle evleneceğine inanılır.
Tunceli çevresinde Nevruz günü erkekler
alınlarına kara sürerek su kaynaklarına giderler. Bu karaları kaynak suyuyla
yıkayanların dileklerinin kabul olacağına inanılır.
Edirne’de Sultan Nevruz adı verilen
eğlencelerde, eski hasırlar yakılıp “Mart içeri, pire dışarı” diyerek ateş
üzerinden atlanır.
Kırklareli’nde ise Nevruz, Mart 9’u olarak
kutlanır, halk üzeri boyanmış yumurta, börek, lokma gibi yiyeceklerle kırlara
giderek eğlenir.
Giresun’da ise Nevruzda sabah erkenden
kalkılarak çevredeki akarsulardan getirilen sular hayvanların üzerine serpilir.
Malatya’nın Arguvan ilçesinin bazı köylerinde
halk Nevruz’u “Kış bitti bayramı” olarak kutlamaktadır.
Türk kültüründe Nevruz’un asıl anlamı doğanın
yani tabiatın canlanmasıdır.
NEVRUZ BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.
[1] Erman Artun, (1999), “Türk Halk Kültüründe Nevruz”,
Uluslararası Nevruz Sempozyumu, Kazakistan.
[2] Güldiken, Kadir, (2000), İran Türk Toplumunda Nevruz Kavramı ve
Töreni, Türk Dünyasında Nevruz, III. Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri.
AKMB Yay., Ankara, 136
[3] Reşat Genç, (1995), 'Türk Tarihinde ve Kültüründe Nevruz",
Türk Kültüründe Nevruz Uluslararası Bilgi Şöleni (Sempozyumu) Bildirileri,
Ankara
[4] Bahattin Ögel, (1997), Türk
Mitolojisi, MEB Yayınları istanbul, s. 36-37
[5] Şehram Rehnimun, (2000), Güney
Azerbaycan’da Yıl Bayramının Gelenek ve Görenekleri, Türk Dünyasında Nevruz,
III. Uluslar Arası Bilgi Şöleni Bildirileri. AKMB Yay., Ankara, 273
[6] Güngör, H., Argunşah, M.,
(1991), Gagauz Türkleri, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 43-47