Türk Dünyasının Ortak Değerlerinden Nevruz

 
Dr. Öğretim Üyesi Mehmet YARDIMCI

Ulusları oluşturan temel unsurlardan birisi de kültür dediğimiz maddi ve manevi değerlerdir. Dil, Gelenek, görenek,  inançlar, sanat ve edebiyat bir toplumun geçmiş yüzyıllardan akıp gelen değerleridir. Gelenekler ve görenekler gibi toplum üzerinde etkin birer yaptırım gücü bulunan kültürel öğeler,  ortak geçmişi olan dünya halklarını bir arada tutan önemli ritüellerdendir.

Tüm Türk  toplumlarının en önemli değerlerinden biri olan nevruz, Türk dünyasının engin coğrafyasında yaşayan Türk kökenli toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır. Nevruz, yani Farsça "Yeni Gün" adını taşıyan bahar bayramı, insan ruhunun doğadaki uyanışıyla birlikte bayram coşkusuyla  kutladığı, günümüz Türk dünyasının ortak kültür mirası olan bir ritüeldir.

Çin içlerinden Avrupa içlerine, Sibirya sahillerinden Yemen, Afrika kıyılarına kadar nice coğrafyada binlerce yıl hükümran olan Türklerin dünya medeniyetine hediye ettiği önemli geleneklerden biri Nevruz geleneğidir.

Yazılı olarak ilk kez 2. yüzyılda Pers kaynaklarında adı geçen Nevruz, özü itibariyle baharın gelişinin kutlandığı coşkuyla karşılandığı bir gündür.

Nevruz, Türk dünyasında, ortak kültürel değer olması yönüyle önemli bir yere sahip olup, Türklük dünyasında ve Anadolu’da ortak inanmalarla, ortak heyecanlarla yüzyıllardır Türk kültürüne özgü özelliklerle kutlanılmaktadır.[1]        

Nevruz, güneşin koç burcuna girdiği gün olup miladi 21 Mart’a rastlamaktadır.  Miladi olarak 21 mart, Rumi takvime göre de 9 Marta karşılık gelmektedir. Bu nedenle Nevruz bazı Türk toplumlarında Mart dokuzu olarak kutlanır. İlk Türk takvimi olan 12 hayvanlı Türk takviminin başlangıcının 21 marta rastladığı ve Ergenekon’dan çıkışın bir simgesi olarak kutlandığını da belirtmekte yarar vardır. Bu tarih Türklerde Nartukan adıyla yılbaşı olarak kabul edilir.

Bazılarının Nevruz’u Zerdüştlük dinine ve bu dinin kurucusu Zerdüşt’e bağladıkları görülmektedir. Oysa, Zerdüşt’ün kendisi İran asıllı değildir ve o Nevruz bayramını ilk olarak Azerbaycan’da Türkler arasında ortaya koymuştur. Nevruz ritüeli Azerbaycan Türkleri arasında doğup İran’a geçmiştir.

“Eski İran kültür ve medeniyetinde Nevruz Bayramı geleneği yoktur. Nevruz ilk defa 1020 yıllarında Gazneli Mahmut’un Firdevsî’ye yazdırdığı Şehnâme’de görülmektedir. Nevruz geleneği, Türk medeniyetinden kültür intikali esnasında İran kültürüne geçmiştir.[2]

Asya'da Hun Türklerinden Balkanlara kadar Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan, Anadolu ve Balkan Türklerini kapsayan  çok geniş bir bölgede;  Nevruz, Navrez, Novroz, Ulu Kün, İlkyaz Yortusu, Yeni Gün, Meyram, Yörük Bayramı gibi adlarla, yerel renk ve inançlarla kutlanan Nevruz, her ulusun kendi kültür değerleriyle özdeşleşmiş, özü itibariyle baharın gelişinin kutlandığı ve coşkuyla karşılandığı bir gün olmuştur. Bu gün, farklı lehçe ve şive özellileri nedeniyle kimi zaman; Altay Türkleri’nde: Cılgayak Bayramı,  Azerbaycan’da: Novruz, Ergenekon Bayramı, Başkurtlar’da: Ekin Bayramı, Karapapaklar’da: Ergenekon Bayramı, Gagauzlar’da: İlkyaz, Uygurlar’da: Yeni Gün gibi deyişik biçimde  adlandırılmıştır.

Köklü gelenekleri ile doğanın ve millî uyanışın birleştirilmesi anlamını taşıyan  Nevruz, nesiller arası iletişimin en güzel örneğidir. Kutlama sırasında sergilenen geleneksel oyunları, ayinleri, özel yemekleri, dans, ezgi, türkü gibi eğlenceleri ile Türklerin doğa ile  kaynaşmış kültürünü tüm renkleri ile birer birer sembolize ederek ebedileştirmiştir.

Nevruz, yeni anlamına gelen “nev” sözcüğü ile gün anlamını taşıyan "ruz" sözcüğünün birleşmesiyle oluşmuş Farsça kökenli bir birleşik sözcüktür. Birleşik sözcük olarak nevruz “yeni gün, yeni yılın ilk günü” anlamlarına gelmektedir. Nevruz sözcüğünün Farsça kökenli oluşu araştırmacıların çoğunu yanıltmış ve Nevruz’un İran kökenli bir bayram olduğu yargısına götürmüştür. Zaten İran halkının bir bölümü Fars kökenli iken  Horasan vb. yörelerinde yaşayan halkın önemli bir bölümü de Türk kökenlidir. Bugün de Türkiye’den sonra Türklerin en yoğun olarak yaşadığı Türk yurdu İran coğrafyasıdır. Bu coğrafyada 30 milyonun üzerinde Türk yaşamaktadır. Nevruz, İran ve Bahai takvimlerine göre yılın ilk gününü temsil eder. Son yıllarda özellikle İslami kaynakların taranması sonucunda ulaşılan bilgilere göre Nevruz gerçek bir Türk bayramıdır.

Adının Türkçe olmayıp Farsça (Nevruz) olmasının nedeni ise; Türkler, İslâm dinine girdikten  sonra bazı Türkçe adların yerine Farsça, Arapça adlar almışlar; “Tanrı” sözcüğünün yerine genellikle “Rab, Huda”; “Yalvaç” yerine “Peygamber, Resul”; “gök” yerine “asuman” gibi  adlar alırken, “Yeni Gün” yerine de “Nevruz” sözünü alışlarından kaynaklanmaktadır. Büyük Türk Bilgini Kaşgârlı Mahmut, Divanü Lûgat’it-Türk adlı eserinde “Nevruz” yerine “Yeni Gün” ifadesini kullanmıştır.

Türklerde kış mevsimi çeşitli bölgelerimizde çile ayları  olarak ifade edilmektedir.  21 Aralık- 30 Ocak arası zemheri, olup büyük çiledir.  30 Ocak’tan 21 Mart’a kadar olan ve hamsin adıyla bilinen dönem küçük çiledir. Nevruz 21 Mart’ta baharın gelmesiyle kış çilesinden kurtuluşun sevincidir.

 

Yazın gelmesi, konar göçer ve çiftçilikle uğraşan bütün Türk toplulukları için bir hayat olayıdır.  Toprağın ısınması çok önemlidir. Bu nedenle çeşitli Türk toplulukları yazı önceden karşılamak için törenler yaparlar. Böylece ağaçların, bitkilerin, çiçeklerin yeşermesi, hayvanların kuzulaması, doğanın canlanması yeni bir yaşamın başlaması mümkün olabilecektir.

Türkler’de  Nevruz geleneği, Anadolu’da  biçimlenip yaygınlaşmıştır. Özellikle Alevî  Bektaşî toplulukları  Nevruz’u, Hz. Ali’nin doğum günü ve Hz. Fatma ile evlendiği gün olarak kabul ederek ayrı bir önem vermişlerdir. Nevruz, kökü çok eski bir geleneğinin Anadolu’da yeniden şekillenip günümüzde de şenlik ve kutlama biçiminde sürdürülen bir örneğidir. Doğanın uyanması ateşle kutlanır. Çünkü ateş evreni canlandıran güneşin dünyadaki uzantısıdır. Bu nedenle Nevruz kutlamalarında nevruz ateşi yakılıp üzerinden atlanarak nazardan ve kışın miskinliğinden kurtularak arınıldığına inanılır.

Çin kaynaklarında 21 Mart tarihinde Türklerin yaptıkları kutlama ve şenliklere ilişkin çeşitli rivayetler yer almaktadır. Çeşitli bilim adamları Çin kaynaklarında Hunların Milâttan önceki yıllarda 21 Mart tarihinde hazır yemeklerle kıra çıktıklarının ve bahar şenlikleri yaptıklarının vurgulandığına dikkat çekerler.[3] Şüphesiz bu rivayet, 21 Mart tarihinin Hunlarca tabiatın yeniden uyanışı ve tarımsal faaliyetlerin başlangıcı günü olarak görüldüğünü göstermektedir.[4]

Güneş 21 Mart’a kadar güney yarımküreye daha çok ısı ve ışık verirken, bu denge 21 Mart’ta eşitlenip, daha sonra kuzey yarımküre lehine bozuluyor. Bu nedenle kuzey yarımkürede yaşayan bazı halklar, 21 Mart’ı bütün varlıklar için uyanış ve yaradılış günü olarak kabul edip kutlamaktadır. Türk toplulukları da Nevruz’u Ergenekon ve Bozkurt efsaneleriyle bağlantılı olarak değerlendirmektedir.

Gündüzle gecenin birbirine eşit olduğu 21 Mart tarihine denk düşen Nevruz, bir yönden uzun süren kıştan sonra baharla doğanın yeniden uyanışını  kutlayan ve kutlamalar sırasında düzenlenen oyunlar ve törenlerle doğanın yeniden dirilişini sembolize eden bir bayram olup baharla birlikte başlayan tarımsal faaliyetlerin de yıldönümüdür.

Anadolu’daki uygulamalara baktığımızda Nevruz’un bahar bayramı olarak kabul edildiğini görüyoruz. Zira tarım ve hayvancılıkla uğraşan toplumumuz, baharın gelişini ürün almaya yönelik bir işlem, yani toprağı işlemeye başlama ve hayvanların doğa ile buluşması olarak algılar. Bu açıdan bakıldığında, yaşam bir anlamda doğaya bağlıdır. Doğanın canlanması elbette coşku ile karşılanacaktır. 

Nevruz, tarihin her döneminde, çeşitli ulus ve coğrafyalarda ayrı ayrı renklerde karşımıza çıkmaktadır. Ancak asıl ve ortak olan bir şey var ki, o da Nevruz’un, belli bir takvime bağlı olarak baharın karşılanması ve kutlanmasıdır. Nevruz’u önemseyen tarihi şahsiyetlerden Selçuklu Sultanı Melikşah, takvimde değişiklik yaptırarak yılın ilk gününün 15 Mart olarak belirleyip Nevruz ayına  gelmesini sağlamıştır.

Genceli Nizami’nin “İskender-nâme”sinde  ve Ali Şir Nevai’nin  “Seddi İskender” adlı eserinde, Nevruz’un büyük halk bayramı olduğu üzerine önemli bilgiler verilmiştir.

Ömer Hayyam, “ Navrûz- nâma” adlı eserinde,  “Cemşid bu günün bayram olmasını ve yeni yılın ilk günü kabul edilmesini ferman ettiğini...”  kaydetmiştir.

 

Türkiye’den Kırgızistan’a, Özbekistan’dan Azerbaycan’a kadar Türklerin yaşadığı geniş coğrafyada Nevruz Bayramı coşkuyla kutlanmakta olup en renkli Nevruz kutlamaları Azerbaycan’da yapılmaktadır. Azerbaycan’da Nevruz, bir dizi kural ve prensip çerçevesinde kutlanır. Meydanda büyük ateş yakılır, etrafında oyunlar oynanır, niyet tutularak üzerinden atlanılır. Daha sonra ateşin külleri bereket, bolluk gelsin diye bacalardan, kapılardan, evlerin, ahırların içine atılır. Azerbaycan Türkleri de diğer bazı Türk boyları gibi “Yedi Sin Sofrası” açarlar. (Yedi Sin: Baş harfi “s” olan yedi çeşit meyve, sebze ve eşyadır. Bunlar genelde, “su” (aydınlık), “semeni” (ümit),  “sumak” (bereket), “sarımsak” (sağlamlık), “sirke” (damak tadı), “sikke” (varlık), “saat” (uzun ömür) niyetiyle konulur.)[5] 15 gün önceden hazırlanan semeni (Semeni: Buğday veya arpanın yeşertilmesidir. Buğday veya arpa taneleri ıslatılarak yaş bezin arasında, karanlık yerde birkaç gün bekletilir. Taneler tomurcuklanınca tabaklara alınır, zaman zaman sulanır ve tanelerin büyümesi beklenir. Bu tomurcuklanan buğdaylar, 10-15 günde 15-20 cm. uzunluğa ulaşır. Böylece Nevruz sofrasının en önemli süsü olup yanında su dolu testi ile sofranın ortasına konan semeni elde edilmiş olur.)  ve sofranın ortasına konur. Boyanmış yumurtalar ve çeşitli pasta, çörek ve meyveler sofrayı oluşturur. Hemen hemen bütün evlerde pilav başta olmak üzere çeşitli yemekler yapılır ve eş dostla birlikte yenir. Küsülüler barıştırılır, karşılıklı tebrikleşmeler gerçekleştirilir. Türk millî çalgıları eşliğinde meydanlarda toplu oyunlar oynanır, gençler “Yallı” (halay) çekerler.

Türk Dünyası’nın merkezi konumunda olan ve Türklerin en kadim ata yurdu sayılan Kazakistan’da yüzyıllardan beridir, her yıl 21 Mart günü, Ulusun Ulu Günü adıyla millî bayram olarak kutlanmaktadır. Kazaklar, Nevruz törenlerinde ev duvarlarında kil kapları kırmakta, yerleşim yerlerinin uygun yerlerine çeşitli hatıra eşyaları satan stantlar kurulmakta, her yer temizlenip en iyi elbiseler giyilir, şiirler, türküler okunmaktadır.

Kırgızların göçebe hayat tarzı, köklü bir göçebe medeniyeti meydana getirmiştir. Tabiatla devamlı iç içe olmaları, bir tabiat bayramı olan Nevruz Bayramı geleneğini çok anlamlı kılmıştır. Kırgızlar, Nevruz geleneğinin önemli unsurlarından olan su ve ateş kültüne de çok önem verirler. Nevruz ayinlerinden biri olan “Ardıç Ağacı” ile “tütsüleme” veya “alazlama” onların ağaç kültüne bağlılıklarını göstermektedir.

Türklerin çok kadim geleneklerinden olan “ateşten atlama” geleneği Kırgızlarda canlı olarak görülür. “Avlularda, meydanlarda büyük ateşler yakılır ve büyük küçük demeden herkes ateşin üzerinden atlar. Ateşin kendilerini fizikî ve ruhî kötülüklerden, hastalıklardan arındırdığına, güç, kuvvet ve ilham verdiğine inanırlar.

Nevruz Bayramının olmazsa olmaz yemeği olan “Sümölök” veya Nevruz Köcü” denilen özel yemekler pişirilerek Nevruz’u kutlamakta, diğer etkinlikler, Kazaklara benzer şekilde yapılmaktadır. Kırgızlar “Özbekistan’da “Seyil Eğlenceleri” ile Nevruz coşkusu yaşanırken, Türkmenler yılın bereketli geçmesi için ziyafetler vermektedir.

“Günümüzde de Altay, Yakut, Gagauz, Abhaz Türkleri başta olmak üzere birçok Türk boyunda kutlanan Nevruz'un en popüler kutlaması, büyük bir ateşin üzerinden atlamaktır.

Ateşin üzerinden atlamak ve ateşin etrafında dönmek uğur ve iyilik alameti olarak kabul edilir. Gagauz Türkleri, loğusa kadını kötü ruhlardan korumak için kapısının önüne kor halinde ateş koyarlar. Loğusanın yanına bu ateşin üzerinden atlayarak giderler Müslüman Başkurtlarda ve Kazaklarda hastayı “alazlama”, hâlâ Anadolu’da bütün canlılığı ile devam eden hastaları “tütsüleme” ve “üzerlik yakma” geleneği de bu inancın devamıdır.”[6]

Türkiye’de de Nevruz kutlamaları yörelere göre değişik uygulama biçimleri göstermektedir.

 21 Mart tarihindeki Nevruz kutlamaları gerek Asya'daki çeşitli Türk boylarında, gerekse Selçuklular ve Osmanlılar dönemi Türklerinde büyük bir coşkuyla kutlanmıştır.

Osmanlılar döneminde Nevruz için kaleme alınan Nevruziyeler, Nevruz için hazırlanan Nevruz macunlan ve Nevruz bahşişleri bilinmektedir. Nevruz kutlamaları Asya' daki çeşitli Türk topluluklarında yüzyıllarca resmiyetten uzak halk bayramı şeklinde varlığını sürdürmüştür.

Osmanlılarda Nevruz bayramında türlü baharat ve kokulu otların karışımıyla hazırlanan ve “Nevruziyye” denilen mesir macunu yemek  geleneği, halen Manisa’da canlı olarak yaşatılmakta,  her yıl düzenlenen törenlerle mesir macunu dağıtılmaktadır.

Anadolu coğrafyasında Nevruz canlılığını olanca renkli uygulamalarla sürdürmekte olup Mersin-Silifke bölgesindeki Toras Türkmenleri’nde “Mart İpliği” adıyla bilinen Nevruz’da ağaçlara bez bağlanıp, yaylalara çıkılmaktadır. O yıl 20 kuzu veya oğlağı olan sürü sahibi bir kurban kesip konuklara ikram eder. Tahtacı Türkmenlerinde ise Nevruz “Sultan Nevruz” adıyla anılır, “Mart dokuzundan sonra dağlar misafir alır” inancıyla yaylalara çıkılır, mezarlıklar ziyaret edilir.

Gaziantep ve çevresinde Nevruz’a “Sultan Navruz” adı verilir. Halk arasındaki inanca göre, Sultan Navruz, güzel bir kızdır ve 21 Mart’ı 22 Mart’a bağlayan gece batıdan doğuya doğru göç eder, bir başka inanca göre ise kuş kılığında uçan bir derviştir. Nevruz gecesi Sultan Navruz’un geçtiği saatte uyanık olanların bütün dileklerinin gerçekleştiğine inanılır.

Kars civarında bir evde toplanan genç kız ve erkekler, küçük bir çocuğu su almaya gönderirler. Çocuk hiç konuşmadan ve arkasına bakmadan bir kova su getirir. Kovanın içerisine orada bulunanlarca renkli iplikler ve iğneler atılır. Birbiriyle birleşen iplik ve iğnelerin sahiplerinin birbiriyle evleneceğine inanılır.

Tunceli çevresinde Nevruz günü erkekler alınlarına kara sürerek su kaynaklarına giderler. Bu karaları kaynak suyuyla yıkayanların dileklerinin kabul olacağına inanılır.

Edirne’de Sultan Nevruz adı verilen eğlencelerde, eski hasırlar yakılıp “Mart içeri, pire dışarı” diyerek ateş üzerinden atlanır.

Kırklareli’nde ise Nevruz, Mart 9’u olarak kutlanır, halk üzeri boyanmış yumurta, börek, lokma gibi yiyeceklerle kırlara giderek eğlenir.

Giresun’da ise Nevruzda sabah erkenden kalkılarak çevredeki akarsulardan getirilen sular hayvanların üzerine serpilir.

Malatya’nın Arguvan ilçesinin bazı köylerinde halk Nevruz’u “Kış bitti bayramı” olarak kutlamaktadır.

Türk kültüründe Nevruz’un asıl anlamı doğanın yani tabiatın canlanmasıdır.

NEVRUZ BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

 



[1] Erman Artun, (1999), “Türk Halk Kültüründe Nevruz”, Uluslararası Nevruz Sempozyumu, Kazakistan.

[2] Güldiken, Kadir, (2000), İran Türk Toplumunda Nevruz Kavramı ve Töreni, Türk Dünyasında Nevruz, III. Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri. AKMB Yay., Ankara, 136

[3] Reşat Genç, (1995), 'Türk Tarihinde ve Kültüründe Nevruz", Türk Kültüründe Nevruz Uluslararası Bilgi Şöleni (Sempozyumu) Bildirileri, Ankara

[4] Bahattin Ögel,  (1997), Türk Mitolojisi, MEB Yayınları istanbul, s. 36-37

 

[5] Şehram Rehnimun, (2000), Güney Azerbaycan’da Yıl Bayramının Gelenek ve Görenekleri, Türk Dünyasında Nevruz, III. Uluslar Arası Bilgi Şöleni Bildirileri. AKMB Yay., Ankara, 273

[6] Güngör, H., Argunşah, M., (1991), Gagauz Türkleri, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 43-47