- 0 356 317 97 66
MEB’in açıkladığı
takvime göre, 2026-2027 eğitim öğretim yılı fiili olarak okulların açılacağı 14
Eylül’de başlayacak, birinci dönem 22 Ocak’ta sona erecek, ikinci dönem 8
Şubat’ta başlayacak ve okullar 25 Haziran’da kapanacaktır.
Yönetici, öğretmen, öğrenci ve
velilere hayırlı uğurlu olsun. Kazasız belasız bir öğretim yılının tamamlanması
“temennimizdir.”
Kabul etmek gerekir ki iyi bir
öğretim yılının tamamlanması sadece ‘temenniler’ ile olmuyor. Olası sorunlara
daha sıra gelmeden öncelikle mevcut sorunların asgariye indirilmesi hatta
sıfırlanmasıyla ancak temenniler gerçekleşebilir. Kaldı ki bu sorunları görmek
için de uzun araştırma ve gözlemler yaparak kafa yormaya gerek yoktur, hemen
herkes tarafından bilinen hususlardır.
Mevcut sorunları fazla ayrıntıya
girmeden ana hatlarıyla başlıklar altında toplamak gerekirse:
1-Okulları bekleyen sorunlar
a.
Fiziki yetersizlikler ve kalabalık sınıflar: Derslik, kütüphane,
laboratuvar, spor salonu, bilişim/teknoloji derslikleri bakımından okullar
arasında çok ciddi farklılıklar vardır. Hele birleştirilmiş sınıflı okullar bu
açıdan mağduriyet açısından mukayese bile edilemez. Her ne kadar rakamların
diline bakıldığında sınıf öğrenci ortalaması; ilkokulda 23, ortaöğretimde
(lise) 20 ise de bu 30’un 40’ın üzerindeki kalabalık sınıf gerçeğini ortadan
kaldırmamaktadır.
b.
Isınma, temizlik, güvenlik ve yardımcı personel ihtiyacı:
Özellikle
kırsal kesimdeki okulların ısıtılması, temizlik malzemeleri ve personelinin
temini en başta gelen sorunlardır. Şehir merkezlerinde dahi yardımcı personel
sıkıntısı çekilirken, okul güvenliğinin sağlanması ise başlı başına bir problem
olup bu görev adeta nöbetçi öğretmenlere havale edilmiş durumdadır. (Okulun
kaloriferini yakmak zorunda kalan yönetici ve öğretmenlere bizzat tanık oldum.)
c.
Okul bütçelerinin yetersizliği: Okullarımızın
doğrudan kullanabilecekleri ödenekleri maalesef ki yoktur. İhtiyaçlar Bakanlık
tarafından veya Okul Aile Birlikleri tarafından karşılanmaktadır. Nasıl ki bir
evin bile ihtiyaçları bitmiyorsa bir okulun da temizlik, tamir-bakım-onarım,
kırtasiye, teknoloji ve sosyal etkinlik giderlerinin karşılama ihtiyaçları bitmemektedir.
Okulların velilerden destek istemesi çok da yönetici ve öğretmenlerin
arzuladıkları bir durum değildir. Yönetici ve öğretmenler bu yöndeki
şikâyetleri de bile bile göze alarak velilerden destek istemek zorunda
kalıyorlarsa bu riskleri kendileri için değil tamamen öğrencilerin
eğitim/öğretimi için göze aldıklarının herkesçe bilinmesi gerekir. Hiç kimse durup
dururken şikâyete muhatap olmak istemez.
d.
Afet ve deprem güvenliği: Ne yazık ki özel
öğretim kurumlarından istenilen; depreme dayanıklılık raporu, yangın merdiveni,
paratoner (yıldırım savar) gibi güvenlik tedbirleri resmi okullardan
istenmemekte, zorunlu tutulmamaktadır. Bu bağlamda bazı okul binalarının
güçlendirilmesi, yenilenmesi ve afet planlarının uygulanabilir duruma
getirilmesi gerekmektedir.
e.
Dijital altyapı eşitsizliği: Günümüz teknolojisinin
en vazgeçilmezi internet dünyası olmuştur. Öyle ki bu dünyadan 7’den 70’e
herkes nasibini almış, kullanmıştır ve kullanmaya devam etmektedir. İnternet,
bilgi çağının gereği olmuştur ama okullarımız arasında telefon-iletişim ağı,
akıllı tahta, cihaz ve teknik destek bakımından büyük farklılıklar
bulunmaktadır. Bazı öğrenciler bu imkânlardan olabildiğince yararlanırken bazı
öğrenciler ise bütün mahrumiyetleri yaşamaktadır.
f.
Okul güvenliği: Medya aracılığıyla kamuoyuna yansıyan
yönetici ve öğretmenleri de kapsayacak şekildeki şiddet haberleri herkesçe
malumdur. Akran zorbalığı, siber zorbalık, okul çevresindeki riskler, okul iş
görenlerinin güvenliği bu öğretim yılında da üzerinde titizlikle durulması
gereken hususlardır.
2- Okul yöneticileri -öğretmenleri
açısından:
a.
İdari ve bürokratik yük: Gerekli gereksiz yazışma yoğunluğu, proje furyası, raporlamalar, sürekli
toplantılar yapılması, üst yöneticilerin yoğun talepleri gibi durumların
yöneticilerin eğitim liderliği yapmalarını sınırlandırmaktadır.
b.
Programların uygulanması: Türkiye Yüzyılı
Maarif Modeli’nin farklı sınıf düzeylerine yayılması; ders planları, zümre
çalışmaları, materyal kullanımı ve ölçme-değerlendirme konusunda uygulama
birliğinin sağlanabilmesi yöneticilerin gayretlerine olumsuz ket vurmaktadır.
c.
Norm kadro uygulaması: Boş geçen derslerin doldurulması,
geçici görevlendirmeler, ders ücretli öğretmenler, vekalet etme, norm fazlası
öğretmenler, branş öğretmeni yetersizliği gibi sorunlar bu öğretim yılına da
intikal eden sorunlardır. Bu sorunlar yöneticilerin sağlıklı bir planlama
yapmasına engel teşkil etmektedir.
d.
Öğretmenler, öğretim programlarını amaçlarına uygun
gerçekleştirmede okulun fiziki yetersizliklerinin yanında materyal
noksanlıkları nedeniyle yaparak-yaşayarak etkinlik yapamamakta, ezbere dayalı
konu işlemek zorunda kalmakta, süreç odaklı yaklaşım hedeflerine ulaşmakta
güçlüklerle karşılaşmaktadır.
e.
Öğretmenler raporlama, planlama, belgeleme, proje ve
etkinlik kayıtları gibi idari uygulamalara fazla zaman ayırmak zorunda
kaldıklarından bu tür çalışmalar yılgınlık, bıkkınlık getirmektedir.
f.
Öğrenci farklılıkları: Aynı sınıfta öğrenim gören
öğrencilerde (özellikle birleştirilmiş sınıflarda) temel bilgi ve beceriler
düzeyinde çok farklılıklar yansıtan öğrencilerin olması, tanılanmamış özel
eğitim öğrencilerinin bulunması, BEP uygulamaları, farklı kültür ve çevrelerden
gelen çocukların olması müfredatın tam olarak uygulanmasını güçlendirmektedir.
g.
Mesleki tükenmişlik: Öğretmenlerin geçim sıkıntısı,
mesleğin toplumsal saygınlığının her geçen gün azalması-şiddete maruz kalınması,
yer değiştirme sorunları, yoğun iş yükü, günün şartları gereği gidiş-geliş
yapma sorunları, hizmetiçi eğitimlerin düzenli olmaması, kariyer yapma
engelleri gibi mevzuattan ve diğer şartlardan kaynaklı olumsuzluklar mesleki
tükenmişliğe neden olmakta bu da doğal olarak eğitim öğretime yansımaktadır.
h.
Yapay zekâ sorunu: Öğrencinin araştırma, inceleme ve
ödevlerini yapmadaki performansının ne olduğunun ölçülmesi yapay zekânın
hayatımıza girmesiyle iyice güçleşmiş, öğrencinin özgün çalışma yapması
engellenmiş, kolaycılık adeta teşvik edilmiştir.
3-Öğrenciler
açısından:
a.
Okul tercihi: Öğrencinin öncelikli muradı istediği bir
okulda öğrenim görmektir. Şu veya bu nedenlerle istemediği bir okulda okuyan
bir çocuk emsallerine göre daha baştan “asgari bir adım geriden” başlayacak, bu
adımların ritmi istisnalar dışında gittikçe düşecek demektir.
b.
Öğrenci güveni/güvenliği: Öğrenci okuluna
gelirken; okul yöneticilerine, öğretmenlerine, arkadaşlarına güvenerek gelmeli,
onlardan hiçbir tehdit ve şiddet gelmeyeceğine inanmalıdır. Olası okul dışı
unsurlara karşı kendisini güvenlikli hissetmelidir.
c.
Beslenme: Sabah kahvaltı yap(a)madan gelen, okul
kantininden yiyecek/içecek alamayan, taşımalı gelen yemekleri yiyemeyen
öğrenciler oldukça fazladır. Çoğu okullarda öğrenciler tuvalet lavabolarından
su içmektedir. Hijyene uygun sağlıklı bir ortamda yeterli ve dengeli
beslenemeyen çocukların başarılarının da o nispette olacağına kuşku
bulunmamaktadır.
Yukarıdaki
sorunlar bütün okulları kapsayacak şekilde ana başlıklar olarak ele alınmış
olup bu sorunların alt başlıkları da açıldığında kitap dolusu bir metin olacağı
herkesçe bilinmektedir.
MEB
başta olmak üzere, taşra teşkilatı, mülki amirler, belde/belediye
başkanlıkları, muhtarlıklar, sivil toplum kuruluşları, diğer kurumlar, veliler
ve diğer vatandaşların hepsi kendisini eğitimden soyutlayamacağına göre eğitim
sorunlarının da çözülmesi için hiç kimse kaçınmak için mazeret aramamalı
yapılacak eşgüdümlü çalışma ve katkılarla herkes üzerine düşeni yapmalıdır.
“Eğitimdir
ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum hâlinde yaşatır ya
da esaret ve sefalete terk eder.” K.Atatürk