ÖĞRETİM YILI BAŞLARKEN !

 
İsmail ÇELEBİ Emekli Bakanlık Müfettişi

MEB’in açıkladığı takvime göre, 2026-2027 eğitim öğretim yılı fiili olarak okulların açılacağı 14 Eylül’de başlayacak, birinci dönem 22 Ocak’ta sona erecek, ikinci dönem 8 Şubat’ta başlayacak ve okullar 25 Haziran’da kapanacaktır.

            Yönetici, öğretmen, öğrenci ve velilere hayırlı uğurlu olsun. Kazasız belasız bir öğretim yılının tamamlanması “temennimizdir.”

            Kabul etmek gerekir ki iyi bir öğretim yılının tamamlanması sadece ‘temenniler’ ile olmuyor. Olası sorunlara daha sıra gelmeden öncelikle mevcut sorunların asgariye indirilmesi hatta sıfırlanmasıyla ancak temenniler gerçekleşebilir. Kaldı ki bu sorunları görmek için de uzun araştırma ve gözlemler yaparak kafa yormaya gerek yoktur, hemen herkes tarafından bilinen hususlardır.

            Mevcut sorunları fazla ayrıntıya girmeden ana hatlarıyla başlıklar altında toplamak gerekirse:

            1-Okulları bekleyen sorunlar

a.     Fiziki yetersizlikler ve kalabalık sınıflar: Derslik, kütüphane, laboratuvar, spor salonu, bilişim/teknoloji derslikleri bakımından okullar arasında çok ciddi farklılıklar vardır. Hele birleştirilmiş sınıflı okullar bu açıdan mağduriyet açısından mukayese bile edilemez. Her ne kadar rakamların diline bakıldığında sınıf öğrenci ortalaması; ilkokulda 23, ortaöğretimde (lise) 20 ise de bu 30’un 40’ın üzerindeki kalabalık sınıf gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.

b.    Isınma, temizlik, güvenlik ve yardımcı personel ihtiyacı: Özellikle kırsal kesimdeki okulların ısıtılması, temizlik malzemeleri ve personelinin temini en başta gelen sorunlardır. Şehir merkezlerinde dahi yardımcı personel sıkıntısı çekilirken, okul güvenliğinin sağlanması ise başlı başına bir problem olup bu görev adeta nöbetçi öğretmenlere havale edilmiş durumdadır. (Okulun kaloriferini yakmak zorunda kalan yönetici ve öğretmenlere bizzat tanık oldum.)

c.     Okul bütçelerinin yetersizliği: Okullarımızın doğrudan kullanabilecekleri ödenekleri maalesef ki yoktur. İhtiyaçlar Bakanlık tarafından veya Okul Aile Birlikleri tarafından karşılanmaktadır. Nasıl ki bir evin bile ihtiyaçları bitmiyorsa bir okulun da temizlik, tamir-bakım-onarım, kırtasiye, teknoloji ve sosyal etkinlik giderlerinin karşılama ihtiyaçları bitmemektedir. Okulların velilerden destek istemesi çok da yönetici ve öğretmenlerin arzuladıkları bir durum değildir. Yönetici ve öğretmenler bu yöndeki şikâyetleri de bile bile göze alarak velilerden destek istemek zorunda kalıyorlarsa bu riskleri kendileri için değil tamamen öğrencilerin eğitim/öğretimi için göze aldıklarının herkesçe bilinmesi gerekir. Hiç kimse durup dururken şikâyete muhatap olmak istemez.

d.    Afet ve deprem güvenliği: Ne yazık ki özel öğretim kurumlarından istenilen; depreme dayanıklılık raporu, yangın merdiveni, paratoner (yıldırım savar) gibi güvenlik tedbirleri resmi okullardan istenmemekte, zorunlu tutulmamaktadır. Bu bağlamda bazı okul binalarının güçlendirilmesi, yenilenmesi ve afet planlarının uygulanabilir duruma getirilmesi gerekmektedir.

e.     Dijital altyapı eşitsizliği: Günümüz teknolojisinin en vazgeçilmezi internet dünyası olmuştur. Öyle ki bu dünyadan 7’den 70’e herkes nasibini almış, kullanmıştır ve kullanmaya devam etmektedir. İnternet, bilgi çağının gereği olmuştur ama okullarımız arasında telefon-iletişim ağı, akıllı tahta, cihaz ve teknik destek bakımından büyük farklılıklar bulunmaktadır. Bazı öğrenciler bu imkânlardan olabildiğince yararlanırken bazı öğrenciler ise bütün mahrumiyetleri yaşamaktadır.

f.      Okul güvenliği: Medya aracılığıyla kamuoyuna yansıyan yönetici ve öğretmenleri de kapsayacak şekildeki şiddet haberleri herkesçe malumdur. Akran zorbalığı, siber zorbalık, okul çevresindeki riskler, okul iş görenlerinin güvenliği bu öğretim yılında da üzerinde titizlikle durulması gereken hususlardır.

2- Okul yöneticileri -öğretmenleri açısından:

a.     İdari ve bürokratik yük: Gerekli gereksiz yazışma yoğunluğu, proje furyası, raporlamalar, sürekli toplantılar yapılması, üst yöneticilerin yoğun talepleri gibi durumların yöneticilerin eğitim liderliği yapmalarını sınırlandırmaktadır.

b.    Programların uygulanması: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin farklı sınıf düzeylerine yayılması; ders planları, zümre çalışmaları, materyal kullanımı ve ölçme-değerlendirme konusunda uygulama birliğinin sağlanabilmesi yöneticilerin gayretlerine olumsuz ket vurmaktadır.

c.     Norm kadro uygulaması: Boş geçen derslerin doldurulması, geçici görevlendirmeler, ders ücretli öğretmenler, vekalet etme, norm fazlası öğretmenler, branş öğretmeni yetersizliği gibi sorunlar bu öğretim yılına da intikal eden sorunlardır. Bu sorunlar yöneticilerin sağlıklı bir planlama yapmasına engel teşkil etmektedir.

d.    Öğretmenler, öğretim programlarını amaçlarına uygun gerçekleştirmede okulun fiziki yetersizliklerinin yanında materyal noksanlıkları nedeniyle yaparak-yaşayarak etkinlik yapamamakta, ezbere dayalı konu işlemek zorunda kalmakta, süreç odaklı yaklaşım hedeflerine ulaşmakta güçlüklerle karşılaşmaktadır.

e.     Öğretmenler raporlama, planlama, belgeleme, proje ve etkinlik kayıtları gibi idari uygulamalara fazla zaman ayırmak zorunda kaldıklarından bu tür çalışmalar yılgınlık, bıkkınlık getirmektedir.

f.      Öğrenci farklılıkları: Aynı sınıfta öğrenim gören öğrencilerde (özellikle birleştirilmiş sınıflarda) temel bilgi ve beceriler düzeyinde çok farklılıklar yansıtan öğrencilerin olması, tanılanmamış özel eğitim öğrencilerinin bulunması, BEP uygulamaları, farklı kültür ve çevrelerden gelen çocukların olması müfredatın tam olarak uygulanmasını güçlendirmektedir.

g.    Mesleki tükenmişlik: Öğretmenlerin geçim sıkıntısı, mesleğin toplumsal saygınlığının her geçen gün azalması-şiddete maruz kalınması, yer değiştirme sorunları, yoğun iş yükü, günün şartları gereği gidiş-geliş yapma sorunları, hizmetiçi eğitimlerin düzenli olmaması, kariyer yapma engelleri gibi mevzuattan ve diğer şartlardan kaynaklı olumsuzluklar mesleki tükenmişliğe neden olmakta bu da doğal olarak eğitim öğretime yansımaktadır.

h.    Yapay zekâ sorunu: Öğrencinin araştırma, inceleme ve ödevlerini yapmadaki performansının ne olduğunun ölçülmesi yapay zekânın hayatımıza girmesiyle iyice güçleşmiş, öğrencinin özgün çalışma yapması engellenmiş, kolaycılık adeta teşvik edilmiştir.

 

3-Öğrenciler açısından:

a.     Okul tercihi: Öğrencinin öncelikli muradı istediği bir okulda öğrenim görmektir. Şu veya bu nedenlerle istemediği bir okulda okuyan bir çocuk emsallerine göre daha baştan “asgari bir adım geriden” başlayacak, bu adımların ritmi istisnalar dışında gittikçe düşecek demektir.

b.    Öğrenci güveni/güvenliği: Öğrenci okuluna gelirken; okul yöneticilerine, öğretmenlerine, arkadaşlarına güvenerek gelmeli, onlardan hiçbir tehdit ve şiddet gelmeyeceğine inanmalıdır. Olası okul dışı unsurlara karşı kendisini güvenlikli hissetmelidir.

c.     Beslenme: Sabah kahvaltı yap(a)madan gelen, okul kantininden yiyecek/içecek alamayan, taşımalı gelen yemekleri yiyemeyen öğrenciler oldukça fazladır. Çoğu okullarda öğrenciler tuvalet lavabolarından su içmektedir. Hijyene uygun sağlıklı bir ortamda yeterli ve dengeli beslenemeyen çocukların başarılarının da o nispette olacağına kuşku bulunmamaktadır.

 

Yukarıdaki sorunlar bütün okulları kapsayacak şekilde ana başlıklar olarak ele alınmış olup bu sorunların alt başlıkları da açıldığında kitap dolusu bir metin olacağı herkesçe bilinmektedir.

MEB başta olmak üzere, taşra teşkilatı, mülki amirler, belde/belediye başkanlıkları, muhtarlıklar, sivil toplum kuruluşları, diğer kurumlar, veliler ve diğer vatandaşların hepsi kendisini eğitimden soyutlayamacağına göre eğitim sorunlarının da çözülmesi için hiç kimse kaçınmak için mazeret aramamalı yapılacak eşgüdümlü çalışma ve katkılarla herkes üzerine düşeni yapmalıdır.

“Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum hâlinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder.” K.Atatürk