- 0 356 317 97 66
Özel öğretim
kurumu denildiğinde bugüne kadar hemen herkesin aklına ilk olarak “özel
okullar ve kurslar” gelmiştir. Özel okullarda; öğretmen, veli ve
öğrenciler, sürece genellikle aynı pencereden ve aynı hedefle yaklaşmıştır: Öğrencinin
üst sınıfa geçmesi, bir üst okula hazırlanması ve iyi bir okula yerleşmesi…
Kurslarda ise temel amaç bir belge ya da sertifika almaktan ibaret kalmıştır.
(Sürücü belgeleri, katılım belgesi, mesleki yeterlik belgesi gibi)
Çerçevemizi
sadece ortaokul öğrencilerini esas alarak şekillendirecek olursak; bu
yaştaki çocukların bilişsel, duyuşsal ve devinimsel özelliklerini, gelişimsel
ihtiyaçlarını, topluma ve çevreye uyumlarını dikkate almadan, onlara sadece “bilgi
düzeyinde” yüklemeler yaparak gerçekten onları “yetiştirmiş” oluyor
muyuz? Bu soruyu hem ailelerin hem eğitim çalışanlarının hem de tüm paydaşların
kendilerine sorması gerekir.
Bu temel sorgulamaya
geçmeden önce, şu üç soruyu yalın bir anlatımla sormamız ve cevaplarını
netleştirmemiz gerekir:
Şu yukarıdaki
üç soru ve cevapları, bir öğrencinin öğrenim hayatının şah damarlarıdır.
Yazımızın ağırlıklı konusu üçüncü soru olduğuna göre, bu sorunun cevaplarına
yoğunlaştığımızda okulların enerjilerinin hemen hemen tamamını “öğrenciyi
üst öğrenime hazırlamaya” harcadığı görülecektir. Yani temel hedef
öğretimdir! Maalesef ailelerin de toplumun da beklentisi ve baskısı bu
yöndedir. Oysa okulun çok önemli bir amacı daha vardır: Öğrenciyi hayata
hazırlamak.
Peki, okullar
bu hazırlık işlevini yeteri kadar yerine getirebiliyorlar mı? Okulların
programı, zamanı ve altyapısı bunun için yeterli mi?
Eğer yeterliyse, şu kronik şikayetlerin önüne
neden geçilemiyor?
Bu ve benzeri
şikayetler hepimizin evinde mevcut. Dahası, öğrenciler de aynı sıkıntıları
yaşamaktan dolayı son derece muzdarip.
Daha önce
belediyeler bünyesinde faaliyet gösteren "Sosyal Etkinlik Merkezleri"
bulunmaktayken, Millî Eğitim Bakanlığı 16 Şubat 2024 tarihinde Özel Öğretim
Kurumları Yönetmeliğinde bir değişiklik yaparak ilk defa Sosyal Etkinlik ve
Gelişim Merkezlerinin (SEGEM) açılması için yasal düzenleme getirdi.
Bu merkezlerin
henüz çok yeni olması, yeterince tanıtılmaması, basın ve sosyal medya dahil
ilgili kurum ve kuruluşların bu yönde yeterli çabayı göstermemesi nedeniyle,
açılış amaçları öğrenci ve veliler tarafından henüz tam olarak anlaşılamadı.
Sosyal
Etkinlik ve Gelişim Merkezleri hakkında bilinmesi gereken temel doğrular
şunlardır:
Özetle; Sosyal
Etkinlik ve Gelişim Merkezlerinde öğrencinin kendini gerçekleştirmesi ve kendi
sınırlarını keşfetmesi sağlanır. Robotik atölyesinde hayalindeki tasarımı
kodlayan, tiyatro kulübünde heyecanını yenerek sahnede devleşen, tartışma
platformlarında fikirlerini cesurca savunan bir öğrenci nesli hayal edin...
Bu merkezlerde
hata yapmak serbesttir; not korkusu, başarısızlık baskısı veya yargılama
yoktur. Sadece "Ben de başarabilirim" duygusu vardır. İşte bu
duygu, bir çocuğun geleceğine yapılacak en büyük yatırımın asıl sermayesidir.
Yazımızı,
mesajımızı özetleyen bir fıkra ile bağlayalım; bazen bir fıkranın gücü,
ciltlerce kitaptan daha etkilidir:
Biraz ukala ve kibirli olan zengin bir
akademisyen, nehirde gezinti yapmak için bir kayık kiralar. Başlar kayıkçıya
sormaya:
— "Sen hiç coğrafya okudun mu?"
Kayıkçı, "Hayır" der. Akademisyen kibirle kasılarak yanıt
verir:
— "Gitti hayatının çeyreği!"
Biraz sonra tekrar sorar:
— "Peki, sen hiç astronomi, matematik ya da felsefe de mi
öğrenmedin?"
Kayıkçı yine "Hayır" deyince, akademisyen acıyarak bakar:
— "Senin gitti hayatının yarısı!"
Derken aniden bir fırtına kopar, dalgalar kayığı parçalamak üzeredir. Bu kez
kayıkçı sorar:
— "Efendi, yüzme bilir misin?"
"Hayır!" cevabını alan kayıkçı, küreklere asılırken acı acı
gülümser:
— "O zaman gitti hayatının tamamı!"
Kıssadan
hisse; çocuklarımızı sadece teorik bilgilerle donatıp hayatta yüzmeyi
öğretmezsek, fırtına koptuğunda onları koruyamayız.
SEGEM'lerin,
çocuklarımıza hayatta yüzmeyi öğreten güvenli liman olması dileğiyle…