BU KURUMLARI YETERİ KADAR TANIYOR MUYUZ? (Sosyal Etkinlik ve Gelişim Merkezleri - SEGEM)

 

Özel öğretim kurumu denildiğinde bugüne kadar hemen herkesin aklına ilk olarak “özel okullar ve kurslar” gelmiştir. Özel okullarda; öğretmen, veli ve öğrenciler, sürece genellikle aynı pencereden ve aynı hedefle yaklaşmıştır: Öğrencinin üst sınıfa geçmesi, bir üst okula hazırlanması ve iyi bir okula yerleşmesi… Kurslarda ise temel amaç bir belge ya da sertifika almaktan ibaret kalmıştır. (Sürücü belgeleri, katılım belgesi, mesleki yeterlik belgesi gibi)

 

Çerçevemizi sadece ortaokul öğrencilerini esas alarak şekillendirecek olursak; bu yaştaki çocukların bilişsel, duyuşsal ve devinimsel özelliklerini, gelişimsel ihtiyaçlarını, topluma ve çevreye uyumlarını dikkate almadan, onlara sadece “bilgi düzeyinde” yüklemeler yaparak gerçekten onları “yetiştirmiş” oluyor muyuz? Bu soruyu hem ailelerin hem eğitim çalışanlarının hem de tüm paydaşların kendilerine sorması gerekir.

 

Bu temel sorgulamaya geçmeden önce, şu üç soruyu yalın bir anlatımla sormamız ve cevaplarını netleştirmemiz gerekir:

  1. İnsan öncelikle neyi öğrenir?
    • İhtiyacına cevap vereni ve ilgisine hitap edeni. (İhtiyaca cevap, ilgiye hitap!)
  2. Kalıcı öğrenme nasıl sağlanır?
    • Oyunla (etkinlik) ve oyuncakla (materyal/araç-gereç).
  3. Okulların amacı nedir?
    • Öğrenciyi hem üst öğrenime hem de hayata hazırlamak.

 

Şu yukarıdaki üç soru ve cevapları, bir öğrencinin öğrenim hayatının şah damarlarıdır. Yazımızın ağırlıklı konusu üçüncü soru olduğuna göre, bu sorunun cevaplarına yoğunlaştığımızda okulların enerjilerinin hemen hemen tamamını “öğrenciyi üst öğrenime hazırlamaya” harcadığı görülecektir. Yani temel hedef öğretimdir! Maalesef ailelerin de toplumun da beklentisi ve baskısı bu yöndedir. Oysa okulun çok önemli bir amacı daha vardır: Öğrenciyi hayata hazırlamak.

 

Peki, okullar bu hazırlık işlevini yeteri kadar yerine getirebiliyorlar mı? Okulların programı, zamanı ve altyapısı bunun için yeterli mi?

Eğer yeterliyse, şu kronik şikayetlerin önüne neden geçilemiyor?

  • “Çocuğum sosyal medya ve bilgisayar kullanımında ölçüyü çok kaçırıyor.”
  • “Televizyonun veya ekranın başından kalkmıyor.”
  • “Akranlarıyla tehlikeli ya da uygunsuz işlere kalkışıyor.”
  • “Akran grubunun içinde özgüven eksikliği yaşadığı anlaşılıyor.”
  • “Bu günlerde ani tepkiler vermeye başladı, yemek dahi yemiyor, çok zayıfladı.”
  • “İçe kapandı, sürekli bir başarısızlık kaygısı yaşıyor.” “Sık sık hastalanıyor.”
  • “Sınavlar öncesinde adeta bir stres küpüne dönüşüyor, kendisiyle konuşamaz olduk.”
  • “Yapacağı işleri planlayamıyor, düzenli bir yaşantısı yok, ödevlerini hep son ana bırakıyor.”
  • “Çevresiyle uyumsuz, komşulardan dahi kaçar oldu, markete bile gitmiyor.”
  • “Özbakım becerilerini dahi yerine getiremiyor; tırnağını kesemiyor, ayakkabısını bağlayamıyor, yatağını toplayamıyor, saçını tarayamıyor…”

 

Bu ve benzeri şikayetler hepimizin evinde mevcut. Dahası, öğrenciler de aynı sıkıntıları yaşamaktan dolayı son derece muzdarip.

 

Daha önce belediyeler bünyesinde faaliyet gösteren "Sosyal Etkinlik Merkezleri" bulunmaktayken, Millî Eğitim Bakanlığı 16 Şubat 2024 tarihinde Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde bir değişiklik yaparak ilk defa Sosyal Etkinlik ve Gelişim Merkezlerinin (SEGEM) açılması için yasal düzenleme getirdi.

 

Bu merkezlerin henüz çok yeni olması, yeterince tanıtılmaması, basın ve sosyal medya dahil ilgili kurum ve kuruluşların bu yönde yeterli çabayı göstermemesi nedeniyle, açılış amaçları öğrenci ve veliler tarafından henüz tam olarak anlaşılamadı.

 

Sosyal Etkinlik ve Gelişim Merkezleri hakkında bilinmesi gereken temel doğrular şunlardır:

  • Hedef Kitle: Bu merkezlere sadece ortaokul öğrencileri (5, 6, 7 ve 8. sınıflar) devam edebilir.
  • Gelişim Odaklılık: Öğrenciler ilgi, istek ve yetenekleri doğrultusunda sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetler yürüterek gelişimlerini destekler.
  • Akademik Destek: Öğrencilerin okuldaki ders başarılarını artırmaya yönelik takviye çalışmalar ve derslik programları uygulanır.
  • Teoriden Pratiğe: Öğrencinin sadece akademik başarısı değil, çok yönlü gelişimi esas alınır. Bilgiler teoriden pratiğe aktarılarak merkez adeta canlı bir laboratuvar işlevi görür.
  • Geleceği Şekillendirme: Bu merkezler, öğrencilerin sadece boş zamanlarını değerlendirdikleri birer "oyalanma yeri" değil, gelecekteki kimliklerini şekillendiren kurumlardır.
  • Yaşayan Mekanlar: Merkez; tüm eğitim çalışanları, fiziksel alanları, araç-gereçleri ve etkinlikleriyle hayatın bir parçası değil, hayatın kendisidir. Burada çocuğun özgüveni, iletişimi ve performansı sınırlandırılmaz; aksine motive edilerek desteklenir.

 

Özetle; Sosyal Etkinlik ve Gelişim Merkezlerinde öğrencinin kendini gerçekleştirmesi ve kendi sınırlarını keşfetmesi sağlanır. Robotik atölyesinde hayalindeki tasarımı kodlayan, tiyatro kulübünde heyecanını yenerek sahnede devleşen, tartışma platformlarında fikirlerini cesurca savunan bir öğrenci nesli hayal edin...

 

Bu merkezlerde hata yapmak serbesttir; not korkusu, başarısızlık baskısı veya yargılama yoktur. Sadece "Ben de başarabilirim" duygusu vardır. İşte bu duygu, bir çocuğun geleceğine yapılacak en büyük yatırımın asıl sermayesidir.

 

Yazımızı, mesajımızı özetleyen bir fıkra ile bağlayalım; bazen bir fıkranın gücü, ciltlerce kitaptan daha etkilidir:

 

Biraz ukala ve kibirli olan zengin bir akademisyen, nehirde gezinti yapmak için bir kayık kiralar. Başlar kayıkçıya sormaya:
— "Sen hiç coğrafya okudun mu?"
Kayıkçı, "Hayır" der. Akademisyen kibirle kasılarak yanıt verir:
— "Gitti hayatının çeyreği!"
Biraz sonra tekrar sorar:
— "Peki, sen hiç astronomi, matematik ya da felsefe de mi öğrenmedin?"
Kayıkçı yine "Hayır" deyince, akademisyen acıyarak bakar:
— "Senin gitti hayatının yarısı!"
Derken aniden bir fırtına kopar, dalgalar kayığı parçalamak üzeredir. Bu kez kayıkçı sorar:
— "Efendi, yüzme bilir misin?"
"Hayır!" cevabını alan kayıkçı, küreklere asılırken acı acı gülümser:
— "O zaman gitti hayatının tamamı!"

Kıssadan hisse; çocuklarımızı sadece teorik bilgilerle donatıp hayatta yüzmeyi öğretmezsek, fırtına koptuğunda onları koruyamayız.

SEGEM'lerin, çocuklarımıza hayatta yüzmeyi öğreten güvenli liman olması dileğiyle…