- 0 356 317 97 66
SAMAN
ALTINDAN SU YÜRÜTMEK: (Kimseye duyurmadan gizli işler çevirenler için bu
deyim kullanılır.)
Su sıkıntısı çeken bir köy. Tarla su
istiyor, bağ bahçe su istiyor, hayvanlar su istiyor. Köyün içinden geçen
küçücük bir dere. Kime yeter bu derenin suyu! Zorunlu olarak muhtar köylüyü
sıraya koymuş, sırası gelen bahçesini verilen süre kadar suluyor, yapacak bir
şey yok herkes bu kurala uyacak.
Eee her yerin bir açıkgözü mü denir
kör şeytanı mı denir ne derseniz deyin,
bu köyün de böyle cinibiz bir adamı varmış. Bu uyanık! dereden bahçesine gizli
bir kanal yapar, diğer köylüler durumu fark etmesin diye de kanalın üstünü
toprak ve samanla kapatır, istediği zaman istediği kadar suyu bahçesine bağlar.
O yıl havalar kurak mı kurak gider.
Damla yağmur yok. Dere kurudu kuruyacak. Herkes dereden su bağlamayı unutur,
kovalarla bahçesini sulamaya başlarlar. Dolayısıyla köylüler bahçelerinden o
yıl istenilen verimi alamazlar; ne domates, ne biber… Ama bizim şeytanın
bahçesindeki sebzeler, meyveler her yılın veriminden da daha fazladır. Adeta
bahçeden bereket fışkırmıştır. Her açıkgözün karşısına bir açıkgöz çıkmaz mı?
Ya da şeytan var ise bir de kör şeytan vardır. Köydeki birkaç kafadar; “Bir
gece gidip bahçeye baskın yapalım, şu bereketin hikmetini anlayalım” derler.
Bahçeye varıp bakarlar ki adam tezgâhı, sistemi kurmuştur. Samanlı kanalın
altından gelen su için küçük bir depo yapmış, bu deponun bile üstünü atıklarla
kapatmış, fark edilmiyor bile..
Yakalayıp getirmişler; “Gel köftehor
gel… Saman altından su yürütmek nasıl aklına geldi, anlat bakalım”
derler, bu söz bugüne kadar söylene gelmiştir.
ATI ALAN
ÜSKÜDAR'I GEÇTİ: (Fırsatın
kaçırılıp yapılacak bir şeyin artık kalmadığını anlatan bir sözdür.)
Söze kaynaklık eden olayla ilgili
olarak Köroğlu gösterilir, hikâye bu ya: Bolu Beyi’ne başkaldıran Köroğlu “bin
dokuz yüz doksan dokuz” keşişi de olduğu halde göz bebeği gibi koruduğu atı
KIRAT’ını çaldırır. Keşişler seferber olurlar ama bulmak ne mümkün! İş
Köroğlu’na düşer. Tebdil-i kıyafet ile şehir şehir dolaşır bulamaz ve sonunda
yolu İstanbul’a düşer.
Köroğlu İstanbul’da pazarda atını
görünce hemen tanır. Hemen ata müşteri olur, alıcı rolü yapar. -Efendi, bu at
güzele benziyor, üstüne binip denemek isterim, deyince at hırsızı razı olur. Kırat,
üzerine binenin Köroğlu olduğunu, asıl sahibini tanır ve daha Köroğlu hamle
yapmadan Kırat dört nala koşmaya başlar, gelirler Sirkeci sahiline. Şimdiki
gibi köprü yok karşıya sal ile geçilecek. Köroğlu sal sahibine bol verip
karşıya yani Üsküdar’a geçer. Bu arada at hırsızı, aldatıldığında dolayı
sızlanır, kıvranır dururmuş. Köroğlu’nun atıyla sal üzerinde karşıya geçtiğini
gören birisi teselli için yanına yaklaşmış:
-Üzülmeyi
bırak! Atı alan Üsküdar’ı geçti, der.
BENİM
OĞLUM BİNA OKUR DÖNER DÖNER YİNE OKUR : (Hep aynı şeyleri tekrarlama, çok
çalıştığı halde yerinde sayma gibi durumlarda söylenen bir deyimdir.)
Eskiden medreselerde yapılan Arapça
okuma yazma öğretimini çocuklar çok zor öğrenirlermiş. Arapça dersinin temeline
“emsile bina” denilir, ‘bina’ fiillerin çatılarını, ‘emsile’ fiillerin çekimini
ve örneklerini içerirmiş. Bu ders medreseye yeni başlayan çocuklar için çok
zormuş. Zormuş zor olmasına ama herkesin de fiillerin çatısını ve çekimlerini
örnekleriyle öğrenmesi gerekirmiş. Arapça cümle kurabilmek ancak böyle
mümkünmüş.
Gerek dersin zorluğu, gerekse
hocaların sert ve titizliği yüzünden sınıfta kalan öğrencilerin eğitimlerini yarıda bırakmak
zorunda kalırlarmış. Bu durum ana babaları o kadar bezdirmiş ki, “Benim
oğlum bina okur, döner döner yine okur” diye dert yanmışlardır.
BİZE DE Mİ LOLO: (Bile bile yalan
söyleyen birisinin yalanlarının farkında olunduğunu anlatmak için kullanılır.)
Ağzı küfürlü adam mahalleden bir
komşusun ağız dolusu küfürlerini sayar durur, hakaretler üzerine hakaretler
yağdırır. Komşu sabırlıdır bu küfürbaza bulaşmaz mahkemeye verir. Mahkemeye
verildiğini öğrenen küfürbaz bir akıl hocası arar ve başka mahallede bir tane
bulur, durumu anlatır.
-Etme hocam, mahkeme bana ceza
vermesin, ne gerekiyorsa yaparım.
-Söylediklerimi aynen yap. Mahkemede
sana ne sorarlarsa sorsunlar, sen her sorulan soruya elini kulağına da
götürerek “lo lo lo” diyerek cevap ver, seni dilsiz, hatta kulağını da sağır
sanırlar, böylece ceza almadan kurtulursun. Ama sonunda sarı liranı alırım,
demedi deme.
Adam bu fikri beğenir ve lirayı
vereceğine de söz vererek mahkemeye gider… Yargıcı her sözüne, “lo lo lo”
diyerek cevap verir, yargıç “bu adamın dili yok, nasıl hakaret edecek ki”
diyerek beraatine karar verir. Tam mahkemeden çıkmış sevinerek evin yolunu
tutar ki karşısına akıl hocası çıkar. “Ver bakalım bizim şu sarı lirayı”
deyince adam, “lo lo lo” der.
-Dilsiz rol taktiğini veren akıl hocası
şaşırır, kızar, bağırır… “Ulan! Bize de mi lo lo?”
KEÇİLERİ KAÇIRMAK: (Aklını oynatanlar için kullanan bir deyimdir.)
Ağanın çobanı çok iyi çobanmış ama
bir de uykuya yattı mı davul çalsan uyanmazmış mübarek! Çok iyi keçi güder,
onların dillerinden anlarmış. Bir öğle vakti keçileri çeşmeye indirmiş, sulamış
ve gölgeye çekilmişler. Keçiler dinlenirken bizim çoban da derin bir uykuya
dalmış…
Uykudan uyanan çoban bir de ne
görsün yanında bir tane bile keçi yok.. Keçilerin gidebileceği yönlere koşa
koşa gitmiş, bakmış bulamamış. Karşılaştıklarına hep aynı şeyi sormaya
başlamış;-Keçileri kaçırdım, ağam beni döve döve öldürür, gördünüz mü, gördünüz
mü, diye dolaşmış durmuş. Olumsuz cevap aldıkça anlamsız, abuk subuk şeyler de söylemeye başlayınca
köylüleri:
-Keçileri kaçırdı, aklını yitirdi
bizim çoban, demeye başlamışlar.
ATEŞ PAHASI: (Değerinden çok pahalı olan şeyler için bugün de yaygın olarak
kullanılan bir sözdür.)
Osmanlı döneminde av
merakı olan padişahın biri ekibiyle birlikte dağlara avlanmaya çıkar. (Bu
padişahın Kanuni Sultan Süleyman olduğunu anlatanlar da vardır.) Av sırasında
aniden şiddetli bir yağmur yağar. Sanki gök delinir bir türlü dinmek bilmez. Av
ekibi karşılarına çıkan bir eve sığınmak zorunda kalırlar. Ev sahibi
misafirlerini tanımaz ama onlar öyle güzel bir ateş yakar ki sırılsıklam olan
ekip ateşin karşısında adeta kendilerinden geçerler.
Ev sahibi yağmurun dinmediğini,
gecenin bastırdığını, bu gece burada kalabileceklerini söylemiş. Üstünü başını
kurutan ve rahatlayan padişah; -Vallahi şu ateş çok işe yaradı. Bin altın eder,
der. Bin altını duyan ev sahibi misafirlerin önemli ve zengin kişiler olduğunu
anlar. Sabah olunca padişah ev sahibine borcunu sorar. Ev sahibi de “Bin bir
altın” der. Padişah bu cevaba şaşırınca ev sahibi: -Ateşin pahasını siz
söylediniz, bir altın da konaklama karşılığı, der.
O dur budur bir şeyin olduğundan
fazla pahalı olduğunu belirtmek için “Ateş pahası” söylenegelir.